GÜN GELİR SUSAR KARGALAR
Sessizlik içinde saygı duyarak tepkisizliğe bir öfkemi dile getirmek istiyorum. Elimde ne iğne var ne çuvaldız, ne kendime ne de başkasına gerçekliğin sivri dilini batırmayacağım. Kimseyi rahatsız etmeyeceğim, kendi rahatımdan da ödün vermeyeceğim. İçimi yakan bir öfkeyi dile getirmeden geceyi güne teslim edemeyeceğim.
Bir haber okudum kendi kendimi yedim mısralarında.
Ülkemi düşündüm, halkımı hayal ettim.
Haberi okurken gözlerimin önünde yakın siyasi tarihimiz ve öfkemi dillendiriyorum tek sırdaşım kâğıtlara.
Yıllardır demokrasi hayali kuruyoruz. Daha demokratik bir ülke için mücadele ediyoruz.
Peki, “Demokrasi” denince ne anlıyoruz, “Demokrasi” kavramına neleri yüklüyoruz?
Dün bir haber beni heyecanlandırdı. İngiltere eski başbakanı Tony Blair’in bir soruşturma komisyonu tarafından sorgusunu, halka açık, izlerken o ülkenin insanlarının ne kadar şanslı olduklarını düşündüm. Daha önce birçok örnekle karşılaşmıştım. Kendisi başbakan iken oğlunun alkollü araba kullanması sonucu karakola alınışını ve oğlunu almaya gittiğinde komiser tarafından azarlanmasını televizyonda görmüştüm.
İmrenmiştim ve açıkçası kıskanmıştım bir bakanın korumasız sokaklarda dolaşırken haberlere yansıyan halini.
İsveç’te milletvekillerinin maaşlarının fazla olmasını içlerine yediremeyip maaşlarından kesinti yapılmasına dair haberleri okumuştum.
Japonya’da halkına vaat ettiği sözü yerine getiremeyen başbakanın televizyonlarda canlı yayında halkından özür dilemesini.
Ülke aşığı olan hangimiz izlerken heyecan duymadı ki, hangimiz hayal kurmadı ki.
Ve döndük kendi karanlığımıza. Sonsuz saygıyı hak eden bir halkın yöneticileri tarafından azarlanması, hiçe sayılması, hangimizin ağrına gitmedi ki.
Tepki vermek istenildiğinde her hangi bir bürokratın dahi koruması tarafından tartaklanmadık mı? Bu ülkenin en tepsi tarafından küfür yemedik mi. Seçim zamanları bakanlar tarafından tehdit edilmedi mi bu halk canlı yayınlarla. Aç olduğunu dile getiren bir emekli bu ülkenin başbakanı tarafından azarlanmadı mı?
“Demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız.”
“Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz,” diyen biri bugün demokrasi savunucusu olduğunu dile getirdi, demokrasiyi bu ülkede her alana yayacağını dile getirirken benim aklıma daha önce söyledikleri gelmişti. Nasıl olurdu dün söylediklerinin tersini bugün dile getiriyor ve halkı adeta hiçe sayıyordu. O konuşurken kendi karanlığında ayakta alkışlanıyordu ve balık hafızalı ülkem bir tünele giriyordu.
“Demokrasi” dedikleri neydi?
İngiltere’de, Amerika’da ve diğer birçok Avrupa ülkesinde yaşanılan demokrasi ile ülkemizde anlayış aynı mı?
Demokrasi araçsa hangi amaca araçtır ya da amaçsa hangi araçla o amaca ulaşılır. Asırlardır hırpalanmış bir halkın hakkını savunmasını kimse beklemiyor ve sanırım bu ülkede politikacıların rahat hareket etmesinin altında da bu neden yatıyor. Tepkisiz bir halkın zulme maruz kalması kadar doğal bir şey yoktur.
İki kelam etti diye padişah yapılanlar yarın kelle bile alırsa hesapsız ve sorgusuz o zaman onlara hesap sorma hakkı da olmaz.
Bir ülkede en tabi hak “yaşama hakkı”dır. Toplumun en tabi değerleri vardır ve kim olursa olsun bu değerlere saygı duymak zorundadır. Hukukun üstünlüğü kurum, kuruluş ve kişi çıkarlarının, hatta ülke çıkarının üstündedir. Hukuk an gelir bir çobanı yargılar, an gelir devlet başkanını. Yasalar karşısında herkes eşittir ve uygulamalarda da bu sabittir. Demokrasi kişisel özgürlük hakkıdır. Ama asla hakaret sanatı değildir. Demokrasi kişi hak ve özgürlüklerinin oluşması için araçtır. Demokrasilerde rejim tartışmaları yaşanmaz. Demokrasilerde başbakanlar yargı mensuplarını baskı altına alamaz, demokrasilerde adalet bakanı basın önünde tehdit edercesine hâkim ve yargıçları, konuşamaz. Yargının verdiği bir karar asla tartışılamaz. Yasaların kabul ettiği evrensel kurallar vardır bunların başında gelen “yaşama hakkı” içindeki “özel hayat” ibresidir.
Sadece günlük yayınlanan ulusal gazetelere bakın. Özel hayata ne denli tecavüz edildiğini göreceksiniz. Önemli davalara bakan hâkim ve savcıların nasıl hedef haline getirildiğini göreceksiniz.
Gün gelir susar kargalar,
Gün gelir şenlenir ovalar.
Yağmurlar yağsa da koyu anlarda,
Birileri padişah olmaya soyunsa da
Gün gelir kelle götürür fermanlar.
Gün gelir hesabını verir zulme ortak olanlar.
Bir öfkenin dile getirilişiydi biraz uzadı sanırım. Bazen bir uçurumun kenarında çığlık atmak rahatlatır yüreği. Çığlıklarınız kendiniz için olsun. Sabahlar şafaksız olmasın.
Serdar ARIKAN
serdar.arikan@windowslive.com
|