OBAMA’NIN ZİYARETİ-ILIMLI İSLAM VE TERÖR ÜZERİNE
ABD Başkanı Obama’nın ülkemizi ziyaret etmesi ile bazı hususlar yeniden gündeme getirildi. Bunlardan bir tanesi de ılımlı İslam ve İslami terör oldu.
Ilımlı İslam deyiminin piyasada ve medyada kullanılan anlamı, büyük Ortadoğu projesi gereği İslamın içinin boşaltılması ve sadece ahlâki bir sistem olarak tanıtılması yani özünden çıkarılmasıdır. Böylece terörün önlenebileceği sanılmaktadır. Bunu savunanların İslamı anlamadıkları, doğrusunu öğrenemedikleri açıktır.
Terör tanım olarak, insanları yıldırmak, sindirmek yoluyla onlara belli düşünce ve davranışları benimsetmek için zor kullanma, tehdit ve öldürme eylemidir.
Günümüzde çokça kullanılan bir terim olmasına rağmen terörün ortak kabul görmüş bir tanımı bulunmamaktadır. Konuyla ilgili birçok tanım yapılmış, ancak uluslararası arenada ortak bir kavram üzerinde birleşmek mümkün olamamıştır.
Bunun nedeni de bir tarafın terörist ilan ettiğini, diğer tarafın özgürlük savaşçısı olarak görmek istemesidir.
ABD ve Avrupa'daki gibi Batı kökenli örgütlerin yanı sıra, Ortadoğu çıkışlı terör örgütleri de bulunmaktadır. Nitekim dünyanın dört bir yanındaki kimi terör girişimleri bu gruplar tarafından üstlenilmekte ve gerçekleştirilmektedir. Ancak burada çok önemli bir noktayı vurgulamak gerekmektedir. Bu gibi terörist eylemleri gerçekleştiren kişilerin mesela Müslüman ismi taşımaları bazı çevreleri (belki de bilerek) yanlış yönlendirmektedir.
Amerika’daki intihar saldırıları bahanesiyle, ısrarla İslam terörü tabiri kullanılmaya başlandı. Ekrana bir binanın yanışı getiriliyor, arkasından namaz kılan müslümanlar gösteriliyor. Uçakta Kur’an-ı Kerim bulundu, seccade bulundu, tesbih bulundu, işte İslam terörü deniyor.
Eğer teröristler Müslüman isimleri taşıyor olsalar, kimliklerinde "Müslüman" yazıyor olsa bile, işledikleri cinayetlere "İslam terörü" denemez.
İslam’ın teröre izin vermediği ifade edilir. Bu doğrudur ancak, İslam’ı doğru anlayanlar için doğrudur. İslam’dan sapmış bazı sözde yolların taraftarları kendi anlayışlarına göre İslam’ı yanlış yorumlamaları sonucu böyle bir yanlışa sürüklenmişler. Yine de bunu din adına yaptıklarını söylemek başka bir cahilliktir.
İslam dünyasında ortaya çıkan bu gibi sapık gruplar, İslam'ı kendi anlayışlarına göre yorumlayarak kendi ülkelerinde bile şiddet uygulamaktadır.
Hâlbuki İslam büyükleri, tarih boyunca, isyandan, anarşiden uzak kalmışlar ve taraftarlarını da buna bulaştırmamışlardır. Mesela; Ehl-i sünnet inancının önderlerinden büyük âlim İmam-ı A’zam Ebu Hanife hazretleri ile ikinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbani hazretleri kendilerine yapılan haksızlığa, zulme rağmen devlete isyan etmemişler, talebelerini de isyandan ve terörden uzak tutmuşlardır. Zaten, İmam-ı A’zam hazretlerine göre, ehlisünnet olmanın şartlarından biri de her şartta devlete isyan etmemektir ve teröre bulaşmamaktır.
Niçin bu kadar fitneden, anarşiden uzak kaldılar?
Çünkü Peygamberimiz, fitne, anarşi çıkarana lânet etti.
Memleketimizde, yetmişli yıllara kadar Müslümanlar Peygamberimizin bu emirlerine uymuşlar, fitneden, kargaşadan uzak kalmışlardır. Daha sonraları, ilim azalıp, ticari ve siyasi maksatlarla piyasaya sürülen, anarşi, terör, isyan gibi dinimizde yeri olmayan ihtilalci fikirlerin ateşli savunucuları bazı reformist yazarların kitapları tercüme edilip, piyasaya sürülünce durum değişti.
Bu ise bize önemli bakış açıları sağlar:
Terörün kaynağı cehalet ve bağnazlıktır ve bunun çözümü de eğitimdir. Teröre sempati duyan çevrelere, bunun İslam'a tamamen aykırı olduğu, aksine bu şekilde İslam'a, Müslümanlara ve tüm insanlığa zarar vermiş olacakları anlatılmalı, bu insanlık dışı barbarlıktan arındırılmaları için eğitilmelidirler. İslam’ı doğru anlamaları sağlanmalıdır.
Bir dinin gerçek mesajı, kimi zaman onun sözde taraftarları tarafından tamamen çarpıtılabilir. Şu bir gerçektir ki, son bir kaç asırdır İslam dünyası'nın dört bir yanındaki Müslümanlar Batılı güçler veya onların uzantıları tarafından zulme uğratılmıştır. Sömürgeci Avrupa devletleri, Batı tarafından desteklenen yerel sömürgeciler (örneğin İsrail) veya Batı tarafından desteklenen yerel baskıcı rejimler, Müslüman kitlelere büyük acılar yaşatmıştır.
Buna rağmen Müslümanlar şahsi, siyasi ya da duygusal olarak değil, dinlerine göre hareket etmelidirler.
İslamiyette hiç bir zaman "zulme karşı zulüm" uygulanmasına izin verilmez.
Zalimin zulmü varsa bile mazlumun terörü olamaz.
Müslümanların, kendilerine karşı uygulanan zulme karşı elbette tepki duymaları meşru bir haktır. Ama bu hiç bir zaman gözü kapalı bir nefrete, adaletsiz bir husumete ve masum insanların öldürülmesine neden olmamalıdır.
İslâm, Müslüman fertlerin hareket ve faaliyetlerinde hedefin meşru olmasını şart koştuğu gibi, bu hedefe giden yolun da meşru olması gerektiğini hassasiyetle vurgular. Meşru bir hedefe gayr-ı meşru yolla gidenlerin maksatlarını aştığını hatırlatır. Bu açıdan diyebiliriz ki, terör, herhangi bir İslam’ı gayeyi gerçekleştirmede asla vasıta olmaz.
Kim neye mensup olursa olsun, her insan hata yapar. Burada önemli olan, terörü kimin yaptığı değil, bunun bir insanlık vahşeti olduğu gerçeğidir.
Dolayısıyla bütün dünya teröre karşı samimi olarak el birliğiyle tepki vermelidir.
Mutlaka terörün de evrensel ortak bir tanımı yapılmalıdır.
Her canavar gibi, terör canavarı da önce kendi sahiplerini ortadan kaldırır.
Bu gerçek göz ardı edilmemelidir.
|