|
|
Anasayfa > SİZDEN GELENLER
|
|
|
Tarih : 18.01.2010 00:38:49
|
Bu haberi 1.787 kişi okudu.
|
|
|
|
|
|
KERİM ALİ YAZDI: KÜRT SORUNU–3
|
|
PKK-Hizbullah çatışması, Hizbullah-Menzil çatışması ve Hizbullah’ın temizlik operasyonları...
|
KÜRT SORUNUNUN DÜNÜ VE BUGÜNÜNE KAPSAMLI BİR BAKIŞ–3
Kürt sorununu inceleyen yazı dizimizin ilkinde; sorun öncesine dikkat çekmiş, cumhuriyetten 80’li yıllara kadarki kısmına kısaca temas etmiş ve devletin askerin gölgesindeki katılığının devlet-halk küskünlüğünü doğurduğu sonucuna varmıştık.
Yazı dizimizin ikincisinde; 80 sonrası yasaklar ve baskıların kıskacında kıvranan fakat herhangi bir sığınaksal alternatifi olmayan Kürt halkının kısmi olarak PKK veya PKK’nın legal yapılanmalarının tekin ve emin olmayan kucaklarına itilişini özetle işlemiştik.
Bu yazı dizimizin üçüncüsünde ise; daha çok PKK ve legal yapılanmalarının kucağına düşmek istemeyen Müslüman Kürt halkının arayış ve çırpınışlarından bahsedeceğiz.
Medrese çıkışlı mollaları, tarikatçı ve nurcu çevrelerinin çok sönük ve pasif duruşları, ne devletin baskı ve asimilasyonsal programlarına ne de PKK’nın sert, soğuk ve yabansıl dalgalarına karşı kitleleri etraflarında toplamaya yetmeyecek kadar gayri cazipti.
Tüm dünya çapında İslami uyanışın ve gençliğin İslam’a rağbet etmesinin tarihi Muhammed İkbal ve Cemaleddin Afgani gibi devrimci düşünen aydın âlimlerin öğretilerine kadar götürülse de, dünya islmai uyanışın daha çok Mısır ihvanına bu bağlamda Hasan El-Benna ve Seyyid Kutup’un mesajlarına dayandığı, doğal olarak bu tesirin Türkiye Kürdistan’ında da hissedilmeye başlandığı kabul edilmektedir. Ancak bunların hepsinden daha fazla sarsıntı ve çalkantı meydana getiren, komşu ülke İran’daki Humeyni devrimin çoşkulu bir şekilde zafere ulaşması oldu. Bu saatten sonra gaflet perdesinin yırtılmasıyla yepyeni bir uyanış atmosferi içerisinde devrimci düşünüş ve eylemlilik süreci başladı. Müslüman Kürt aydınları Diyarbakır ve Batman gibi merkezlerde kitapevlerini açarak gençliği etraflarında toplamaya baladılar. İslami bilinçlilik artık 90’lara doğru gelinirken Mısır’ın etkisinden kurtularak İran’ın etkisine girmeye başladı. İlkin ihvan kaynaklı ama sonrasında Rabıta olarak yaftalanan oluşumun alternatifi olan İslami Hareket ve sonradan ilim ile menzil diye yaftalanarak ayrılacak olan Hizbullah ortaya çıktı. Batıdaki MTTB gibi, doğuda da artık cadde ve sokaklarda hafif sakallı, şalvar pantolon giyimli, sportif ve aktif gençlerden müteşekkil 2’li-3’lü grupları müthiş bir dinamizm içersinde koşuştukları, baştan ayağa kara çarşafa sadece gözleri dışarıda kalmak kaydıyla bürünen genç bayanların sadece kırsal kesimlerde değil şehir hatta metropol merkezlerinde göründükleri temaşa edilmeye başlandı. Kabul edilmesi gerekir ki, bu dönemde bölgeye giren İslami kitapların haddi hesabı yoktu ve Kürdistan tarihinde gençlerin elinde bir bütün olarak bu denli kitap görmek hiç mümkün olmamıştı.
Bu İslami hareketlilik içerisinde İlim grubu olarak yaftalanan Hizbullah en dikkat çekici hareket olarak varlığını günümüze kadar sürdürdü. Kimilerine göre devlet tarafından organize edilen ve PKK aleyhinde kullanılan silahlı bir çete olarak tanımlansa da, gerçekte Hizbullah şuydu:
Siyasi, istihbari ve askeri olarak tarihte Hizbullah’ın benzerlik arz ettiği tek bir oluşum vardır: Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi… Siyasi yapılanması hücre teşkilatlanmasına, istihbari yapısı her tekin üyesinin yapının gören gözü, işiten kulağı esasınca haber akışına, askeri yapılanmasıysa gün ışığında en kalabalık caddelerde adam vurma, kanepe ve buzdolapların içinde şehirlerarası adam kaçırma gibi geleneği alt üst eden bir profesyonelliğe dayanan Hizbullah’ın tıpkı Alamut Kalesi’nin etrafında gelişip günümüze kadar devam eden soru işaretleriyle dolu efsanevi ve fakat aynı anda dehşet ve korku dolu ürkütücü geçmişi, bir Batıni tarikatı gibi dışlanması ve marjinalleşmesine yol açtı.
Artısı ve eksisiyle Hizbullah’ı tarafsız değerlendirmek isteyen, ama bu değerlendirmelerini taklidi değil tahkiki bilgilere dayandıran aydın bir insanın şunları kabul etmekten başka çaresi yoktur:
Yapılanmaya sızmaların olması, çatışma ortamına sürüklenmesi, PKK ile savaşarak şehir kontrollerini devralması, yeterince tanınmadan/bilinmeden/şeffafça genel kabul görmeden silaha sarılarak etrafa korku ve ölüm salması, gerek devlet güdümlü gerekse de PKK güdümlü söylemlerle JİTEM’le ilişkilendirilmesine rağmen şu ana kadar Hizbullah’ın yönetiminin devletçe doğrudan yönlendirildiğine dair tek bir belge, delil ve kanıt bulunamamıştır. Hizbullah hareketinin profesyonelliği, liderinin siyasi, istihbari ve askeri nitelikleri bir yerlere iliştirmekle yorumlansa da bu meyanda ortaya atılan haberlerin ikna edici tek bir mesnedi ele geçirilmemiştir. Ancak, Hizbullah’ın siyasi, istihbari ve askeri gücüne kutsallık derecesinde inanması, müntesiplerini sırf gündelik sorunsal faaliyetlerle oldukça mahirane motife ederek ve itaat kültürünü aşılayarak haşhaşilerden geri kalmayan bir mestane bağlılıkla kendisine bağlaması, kendini Kürdistan’da tek muhalif güç ilan ederek gerek PKK gerekse de diğer İslami fraksiyonlarla geç inememesi, İslam’ın gerektirdiği silm ve hilmden uzak bir sertlik ve asabiyetle çoğu birliktelik ve potansiyel yetenek sahibi kişileri tedip adına maddeten ve manen yaralaması ve dağlaması, şeffaf bir İslami yapı olup olmadığı netlik kazanmadan silah altına girmesi, böylece kısa sürede kanla ve ölümle anılmaya başlaması, örgütsel olarak PKK’nın stratejisi olan aleyhteki sesleri ajanlıkla suçlayarak baskı ve şiddetle susturmaya çalışması, kopan birçok müntesibini sahiplenmeliyken kaçkın, hasta ve işbirlikçi olarak tanımlayarak dışlaması ve dahi cezalandırması, İslam’ın cihad ve şehadet kültürünü önceleyerek asıl hakimi olmadığı yerleşim birimlerinde İslam fıkhını uygulamaya zamansız girişerek kimi müeyyideleri çözüm yolu olarak üzerlerinde hüccet tamamlanmamış halkına uygulama denemelerine girişmesi ve böylece Taliban hareketini anımsatan zahirilik İslam’ına kayması, Menzil gibi kendisine en yakın düşünen ve davranan İslami yapılanmayla çatışmaya girmesi ve bu çatışmada onlarca Kıble ehlinin katledilmesi, temizlik operasyonu adını verdiği 94-2000 arası ürkütücü süreçte çoğunluğu kendi içinde olan ve zahiren Müslüman’ca yaşayan onlarca insanı ajan yahut ajan meşkukü diye kaçırması, daracık hücrelerde uzun boylu mahpus bırakması, gayri insani bir muameleye tabi tutması ve en nihayetinde bunların çoğunu öldürmesi maalesef Hizbullah’ın İslami meşruiyetini şiddetle sarsan hatta tepe takla eden argümanlar olarak tarihi kayıtlara geçti…
Bu arada PKK-Hizbullah çatışması, Hizbullah-Menzil çatışması ve Hizbullah’ın temizlik operasyonları diye nitelendirdiği süreçlerde, fırsattan istifadeyle derin devletin çok sayıda PKK, Hizbullah ve Menzil üyesini infaz etmesi ve her 3 grubu da çatıştırmak suretiyle dolaylı olarak kullanması ve böylece onları güçten düşürülmeye çalışması devletin meşruiyetini ortadan kaldıran ve Kürt halkı üzerinde oynanan iğrenç bir bölgesel dram olarak tarihe geçti.
Bütün bunlarla beraber PKK’nın Müslüman Kürt halkına uyguladığı baskı ve şiddeti karşı bir İslami güç olarak geri tepen, İslam’ın izzetle kendi onurlu birlikteliğini kurarak gerektiğinde savaşımını dahi verebileceğini gösteren, yüzyıllardır Müslümanların altında kıvrandıkları zelilâne meskenet perdesini yırtan ve kaldıran, Kuran ve sünnet kültürüyle binlerce insanı tanıştıran, milliyetçilikten uzak sahih bir İslami düşünüş sürecini başlatan, gayret, fedakârlık, infak ve kardeşlik ruhunu sadece kendi yapılanmasıyla sınırlı kalsa da kemal derecede canlandıran Hizbullah kanaatimce biraz girdiği masum insanların kanında, biraz yüzeysel-taklidi İslami bilginin muğlâk sularında, biraz da birleştirici ve kucaklayıcılıktan uzak kalan itici ve dışlayıcı abus çehresinin yalnızlığında gark oldu…
Ekseriya cihad ve şahadet kültürünün coşkun ifadeleriyle doldurulan kasetlerin dışında hiçbir basın yayın aracını kullanmayan Hizbullah, Ümmetçi düşünen diğer İslami fraksiyonlar gibi Kürt sorununu dillendirmeyi bir çeşit milliyetçilik sayarak, İslam’da tüm sorunların adilane çözüleceğini söyledi ve kasetlerinden bir kısmının Kürtçe marşlar yayınlamaları ile sözlü tebliğsel çalışmalarının bölgede genel olarak Kürtçe olması dışında Kürt sorunu adına herhangi bir söylem ve eylemleri de olmadı. Kürt halkını kucaklamaya ve sahip oldukları söylem ve eylemleriyle Kürt halkının rengi ve geleneğine daha yakın olmakla onları komple kazanmaya daha olası bir potansiyel güçken kendi halkından olanlarla amansız bir çatışmaya girerek ölümle ve kanla anılmasıyla halka uzanan köprülerinin çoğunu isteyerek yahut istemeyerek ama kendi eliyle yıktı. Kaldı ki ne Kürtçe kasetler ne de sözlü dil geleneğiyle muaşeret Kürt halkının devlet tarafından gasbedilen insani hakların talep sözcülüğüne de yetmeyecekti.
Ümmetçi düşünen Hizbullah’ın diğer milletleri özellikle Müslüman Türk milletini görmezden gelerek Kürt sorununa bulaşması kendisince bir sakıncaydı ve milliyetçilik kokan her şeyden imtina İslami ve ümmetçi olmanın bir gereğiydi. Ki İslam gelirse eğer, halledilmeyecek bir sorun mu kalırdı!
Gelgelelim Hizbullah-PKK çatışmasında her ne kadar ilk saldıran ve asla kendisine rakip kabul etmeyen ve 90’ların başında başı dönmüş bir sarhoşluk içerisinde olan PKK kabul edilse de Hizbullah’ın sadece masumane bir nefsi müdafaa ile yetindiği yerinde bir tespit değildir. Bilakis teşkilat olarak hazırlığını önceden tamamlamış, bire beş hatta on karşılık vermeye amade müstakil bir karşı güç olarak kabul etmek daha doğru olacaktır. Hizbullah’ı geçici olarak kullanılan bir çete-örgüt olarak düşünmek de büyük yanılgıdır. Hizbullah’tan söz edilince sadece hafif sakallı bir grupçuk olarak değil, kadın-çocuk-yaşlıların da aile boyu içinde oldukları on binlerce sempatizanı olan bir halk hareketi olarak kabul etmek daha insaflı bir değerlendirme olacaktır. Bundan hareketle Kürt sorunu çözülürken veya bölge ile ilgili bir açılım düşünülürken Hizbullah’ın yok sayılmasıyla yapılacak bir girişimin tam isabet bir çözüm yolu olabileceğini düşünmek yanılgı olacaktır. Kaldı ki, bütün müspet ve menfi sabıkasıyla Hizbullah yahut herhangi bir İslami hareketin Kürt halkının asaletine ve geleneğine daha yakın bir noktada durduğu da düşünülürse sol, laik, milliyetçi ve cuntacı bir örgütün TC’den çok farklı olmayacağı ve devlet halk küskünlüğü hatta düşmanlığının İslami kanadında daha derin olacağı muhtemeldir.
Her ne kadar Hizbullah faili meçhul cinayetlere bulaşmış, sabıkasıyla ölüm ve kan gibi itici hatta ürkütücü dezavantajları bağrında taşımışsa da; potansiyelinin iffeti, dürüstlüğü, samimiyeti, dini bütünlüğü ve yekvücut kolektif bilinçliliği hala İslami bir alternatif güç olarak ama bu sefer legal olarak varlığını korumaya devam etmektedir.
Eğer İslam’ın ruhuna yabancı olan dehşet ve korku imparatorluğu kurma sevdasından vazgeçer, silahı ve şiddeti programına almayan, geçmişindeki yanlışları ve cerimeleri itiraf ederek ilkin Allah’tan ve sonrasında da haklarına girdiği kendi halkından af ve helallik dileyen, özgür düşüncenin önünü açan, Kuran merkezli sahih bir İslami bilinçle müntesiplerini hatta halkının tümünü kucaklayan ve onların hizmetine vakfolan bir yenilenme ve samimi değişim geçirirse hala sahip olduğu afif potansiyelle sığınaksal bir alternatif olarak Kürt halkına ümit vermeye en elverişli yapılanmadır.
Büyük bir güven bunalımı yaşayan Kürt halkının domuz bağlarını unutması, özellikle kurban veren ailelerin dağlanan yüreklerinin iyileşmesi, yapılacak yeni dönem hareket programının İslamiliği ve insaniliği ile yakından ilintili olacaktır.
|
|
|
|
|
|
|
| Yorumlar |
|
|
ONUR ÖZGÜR
Tarih : 19.01.2010 15:00:31
|
|
Kürt sorununda aponun muhataplığının kabul ettirilmesi yetmiyordu, şimdi de başımıza Hizbullah mı çıktı?
Yani Hizbullah bu işe hangi katkıda bulunmuş ki Kürt sorunu çözülürken onun da görüşü alınsın?
Sorunun çözümünde tek muhatap bu işten zarar gören çoluğunu çocuğunu kaybeden Türk ve Kürt halıdır gerisi hikaye.
Eğer bunlara kalırsa çözüm daha çok kan akar daha çok insan yaşamını yitirir.
Herkes ama herkes Kürtlerin sırtından insin!
Bi nefes alalım...
|
|
|
KERİM ALİ
Tarih : 20.01.2010 03:52:52
|
|
Tarihte siyasi olarak Kürtler kadar talihsiz bir başka toplum yoktur belki de.
Yedi hanelik bir köyden on dört muhtarın çıkması an meselesi.
Bunlar yetmiyormuş gibi bağrına çekilen hançerhaç onları dört parçaya bölmüş ki bir araya gelmeleri için Fars Arap ve Türkleri karşılarına almaları lazım.
Bu dört parçalı Kürt halkının belki en bilinçli olanları Türkiye’dekiler olmasına rağmen maalesef gösterdikleri çabalar/çırpınışlar ya tek kanatlı kalmış, yahut kaş yapayım derken göz çıkaran bir revişle daha çok Kürt halkına zararları dokunmuştur.
Ben burada Hizbullah’ın savunmasını değil, Kürt sorununu inceleyen yazı dizimin doksanlı yıllarına denk gelen gerçeklerini kendimce dile getirmişim.
Bütün çıkarsamalarımda isabet etmemiş olabilirim ama bugün duygusallıktan uzak bir objektiflikle hangimiz bölgenin siyasi sorunlarını tahlil edebilir, doğrusu merak ediyorum....
Tamam, herkes sırtımızdan insin de, bizi kendimizin maksada doğru dosdoğru yol alacağımızı ve başka konaklarda başka sergerdan yolcuları bindirmek üzre sırtımızı bir kayaya yaklaştırmayacağımızı nereden biliyoruz?
Keşke dediğiniz gibi olsaydı ve yeni yetişen nesil evvelkilerden daha bilinçli hareket etseydi!
|
|
|
HAMİT
Tarih : 20.01.2010 16:53:36
|
|
Kerim Ali bey...
Yazınızda bir iyi niyet var fakat Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Yugoslavya sorunu gibi ulusal sorunlara siyaset sosyolojisi açısından baktığımız zaman mutlaka bu sorunları çok idolijik kalıplara sokmamak gerekiyor.
Ulusal sorunların çözümünde o ulusun bütün katmanlarının yer alması gerekiyor.
Buna eşcinseller de dahil olmak üzere bu manada Kürt sorunu ne bir sınıfsal, ne de dinsel sorundur.
Çeşitli gruplar ve hareketler sorunu kendi tekellerine almak istedikleri zaman sorunun çözümü daha da zorlaşır ve içinden çıkılmaz bir hal alır.
Saygı ve sevgiyle.
|
|
|
BAY MUHALEFET
Tarih : 21.01.2010 11:36:10
|
|
Hamit Bey’e...
Kanaatimce sizin "ulus" , "siyaset" ve " ideoloji" kavramları ile toplumun genel kabul gören kavramları birbirine uymuyor.
Hal böyleyken sorunların sarih bir şekilde ele alınmasını ve çözümünü güçleştiriyor.
Ancak eleştiriğiniz yazara yönelik "niyet okuyuculuğu" hatasına sizin de düştüğünüz kanaatimdeyim.
En azından sorunları, soyut toplumsal bir alana yüklediniz. Böyle olunca sorunu sorunsuzlaştırmaktan ziyade soyutlaştırmaktır.
Yanılıyorsam 054............9
Saygılarımla...
|
|
|
HER ŞEYE RAĞMEN ÖZGÜR KÜRT
Tarih : 21.01.2010 12:14:20
|
|
Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki Kürt sorununa ilşkin kalem alınan yazı art niyet taşımadan objektif bir şekilde yazılmıştır.
Yani; Osmanlının son döneminden bu yana başlayan azınlıklar sorunu içinde benim Kürt halkım da nasiplendi maalesef.
1980’den bu yana ise zirveye tırmanan bir konu oldu.
1980-90 arası elbette solculardan veya pkk’dan söz etmek gerekir.
Onların Kürt halkını refaha kavuşturacakları, ve baskılardan kurtaracaklarını; her daim ezilmişin, hakkı alınanın yanında olacaklarını söylem ve faaliyetleriye belirtmeye çalıştılar.
Fakat sol örgütler veya pkk -bunun farkında mıydı , değil miydi? bilmiyorum- Kürt halkının dine ve diyanete olan bağlılığını, hakka ve adalete olan meyyallığı görmemezlikten gelerek, dolaylı olarak marksın dinin afyon olduğu görüşünü savunmaya ve dillendirmeye başladılar.
Hatta öyle bir seviyeye geldi ki artık belli kesim deki halk bile bu görüşe imam etmeye başlamıştı.
Ne varki bu görüş (yani dinin insanı ve toplumları geriye götürür fikriyle) taban tabana zıt olan İslam dini ve özelde şeriat kavramı bunu kesinlikle kabul etmiyordu.
Bu defa da kendini hem şeriat misyonunun sahibi olarak hem de yer yer Kürt halkının istek ve arzularına cevap veren bir grup/hizb ortaya çıktı.
Benim bağrı yanık, sammi gördüğü her sese kulak kabartan sersefil halkım bu sefer kendini bu grubun içinde buldu.
Ama ben şuna inanıyorum ki Kürt halkı her zaman özgürlüğünün peşinde koşmuştur, her ne kadar cahil bırakılmış ve ekonomik ambargolara maruz kalmışsa bile. kim ne derse desin Kürt halkı, benim halkım her zaman bir arayışın içinde bulmuş kendini.
Pasifliği, tembelliği ve başkalarına bağlı yaşamayı satıp aynı parayla, hareketlilik, çalışkanlık ve azatlıkla yaşamayı satın almıştır.
|
|
|
YAKUP
Tarih : 21.01.2010 17:35:49
|
|
Ulusal sorun dine diyanete bağlılığını azaltmaz
Anlatmaya çalışılın sorun şudur diye düşünüyorum:
Kürtler 8 bin yıllık bir halk ve 8 bin yıldır bir statüleri yok.
Dünya denen gezegen üzerinde ancak çeşitli izmler, yani dini veya başka idolojiler onlar üzerinden propaganda yaparak kendi düşledikleri sistemleri kurma peşindeler.
Uzun sözün kısası solcular Kürtler üzerinden sosyalizm, islamcılar da şeriat düzeni kurmaya çalışıyorlar.
Ben de diyorum ki Kürtler kendi hak ve hukukları peşindeler.
|
|
|
KERİM ALİ
Tarih : 21.01.2010 20:04:21
|
|
Komplo teorilerinden ziyade sosyal realiteler çerçevesinde bakarım olaylara.
Örgüt ve cemaatleri işlemek çok sancılı bir iş olsa gerek.
Bir kere o örgüt ve cemaatlerle bağın olmaması gerek ki dışarıdan meseleye artı ve eksilerini görerek bakabilesin.
Sonrasındaysa o örgüt ve cemaatlerin mensuplarına bir gerçeği anlatmak atomu parçalamak kadar zordur.
Tarafgirlik maalesef ademiyetimizi de hırpalamaktadır.
Bu bağlamda politikaya bulaşmak hem riskli hem de tecrit edici bir kıskaç...
Ama herşeye rağmen insanın ulaştığı tekamül düzeyi bize, artık herkesi farklı bir zenginlik ve renginlik olarak kabul etmeyi ve değerlerine saygı göstermeyi emreder.
Tamam, eleştirirsin, sorgularsın, ama en nihayetinde yoksa eğer insan öldürmek insan sevgisi felsefesinde, o zaman, zamana yayarak dönütlerini takdim etmek suretiyle bir umutla yaşamak kalır bize...
Eğer bütün örgüt ve cemaatleri toptan bir kskin reddiye ile dışlarsak bilelim ki içinde yaşadığımız halkın yarısını yok etmemiz/saymamız gerekecektir.
Bu da asla evrensel kardeşilik ve adalet ilkelerine inanan aydın bakışın ürünü olamaz.
Bu yüzden keskin bir inkardan ziyade günahıyla sevabıyla birbirimize yol göstermek ve sağlıklı dönütler vermek suretiyle yekdiğerimizi kucaklamaktan başka yolumuz mu var?
|
|
|
KIRMIZI
Tarih : 22.01.2010 02:26:39
|
|
Kürt sorununu iyi tahlil etmişsiniz.
Yaşınızı bilmiyorum ama elli-altmış yaşlarında olmalısınız.
Takdir ettim....
Saygılar.
|
|
|
SAMİ
Tarih : 22.01.2010 10:09:00
|
|
Kürtler artık sıkıldı ve bıktı.
Lütfen kimse Kürtler üzerinden siyaset yapmasın.
Yeter artık!
|
|
|
KERİM ALİ
Tarih : 22.01.2010 19:33:30
|
|
SAMİ’YE....
Siz eğer bu yazıyla bağlantılı olmayan politik hesapları kastediyorsanız bana düşen bir şey olmaz.
Ancak bu yazıyla Kürtler üzerinde benim siyaset yaptığıma kanaat ediyorsanız eklemem gereken bir nokta var:
Benim politika yapma gibi bir derdim yok, zaten yazıdan da rahatlıkla çıkarabilirsiniz bunu.
Ben tarihi bir okuma yaparak yeni kuşağı kendi zaviyemden bilgilendirmek istedim ve bitaraf kalmaya özen gösterdim.
Tam isabet ettim gibi bir kanaatim zaten yok ve eksikliklerimi de kabul ederim.
Ama benim siyasi bir kaygıyla bu yazıyı kaleme aldığımı düşünmeniz ve buna örnek teşkil eden bir alıntıya işaret etmeden kesip atmanız kesinlikle isabet etmeyen bir yorumsama olmuştur, bunu bilmenizi isterim.
|
|
|
KERİM ALİ
Tarih : 22.01.2010 19:35:48
|
|
KIRMIZI’YA...
Beni öldürdünüz bir bakıma)))
Çok çok gencim daha: Kursağımda tıkalı binlerce yitik kelimeyle beni nereye gönderiyorsun böyle?!!!
|
|
|
SESSİZ SES
Tarih : 22.01.2010 20:45:11
|
|
SAMİ KARDEŞİME;
Çok kaçamak bir yorum/cevap olmuş.
Böyle yaparak hiç bir şey halledemeyiz. Üstüne gidecen; dönen dolapları ve Türk/Kürt kardeşime neler olduğunu harfi harfine anlayacan ve anlatacan.
Ki benim mazlum halkım bu oyunlara gelmesin.
Ve selam.
|
|
|
UMUT
Tarih : 23.01.2010 13:41:52
|
|
Değerli yazar idolojik ve entellektüel bir birikiminiz olduğu yazıdan belli.
Ancak Hizbullahın Kürt sorununda dikkate alınması gerekir saptamanıza katılmıyorum.
Onu ben şöyle düşünüyorum: samimi Müslümanları Kürt sorununda gerçekten söz hakları olması gerekir.
Örnek isterseniz Mazlum-Der çevresi ama Hizbullah, yani Türkiyede Hizbullahçı olarak geçinenlerin o şansı yok.
Neden derseniz onu ben söyleyemeyeyim.
Silvanlı ailerler, Batmanlı aileler söylesin.
Bir sabah hiç şeyden habersiz sokağın ortasında arkadan ensesinden kurşun yiyenlerin aillerine sormak lazım, bu aynı zamanda ahlaki bir durumdur.
|
|
|
KERİM ALİ
Tarih : 25.01.2010 23:04:26
|
|
UMUT’A...
Hesaba katma değerlendirmemde isabet etmemiş olabilirim.
Samimi Müslümanların yani tarafgirlikten uzak bilinçli ve sırf insanın onurlu olduğuna inanan kimselerin hesaba katılmaları gerektiği yönündeki tespitinizi canı gönülden destekliyorum.
Ancak benim partizanlık gibi bir derdim de hiç yoktur. Meselelere biraz da evrensel/yüksek perdeden bakmaya çalışırım.
Asıl demem o ki; günahıyla sevabıyla problemsiz bir barış ve kardeşlikten bahsediyorsak, evvela yanlış yaptıkları anlaşılan kişi ve kesimlerin bunu erdemli bir seslilikle itiraf etmeleri ve ancak ardından beklentilerini şeffaf bir şekilde dile getirmeleri, huzura büyük katkı sağlayacaktır.
Küskün ve yok sayılanlar etraflarımızda crit attıkları sürece demokrasi ve insan haklarından mutlak anlamda bahsetmemiz abes olacaktır.
Düşünsel yolculuğumda şu noktaya geldim ki; günahkarı tekmelemek ve ekstra cezalarla dağlanan vidanını kanatmak marifet değildir asla... Bilakis, günahkarın elinden tutarak, onu aydınlığa çıkarana kadar kucaklayarak onu/insanı kurtarmak/bilinçlendirmek marifettir.
Hiç bir insan ve cemiyetin lanetlenmiş olacağını düşünemem ve asla ona dair "iyiliğe ve erdeme dönüş yapamaz" ümitsizliğine giremem. Bu ümidimi sağ sol herkes için, bütün insanlık için korumaktayım.
Tasavvufi bir şiirde geçtiği gibi:
"Her ne kadar yekdiğerimize rakip olarak görünsek de,
Hakikatte hepimiz aynı yolun yolcularından başka bir şey miyiz?"
Kırsalda yahut metropolde duygusal coşkunun kesintisiz pompalandığı parti ve cemaat markajlarına takılan saf ve temiz yürekli insanları tecrit etmek ve her daim haklarında cezai müeyideler düşünmek çok mu isabet bulan bir zihniyettir acaba?
Sadec üzülüyorum.. Bunca ortak paydamıza rağmen, bunca insan kutsallığının vurgulandığı beşeri ve semavi argümana rağmen ve en nihayetinde bunca yekdiğerimize banzememize rağmen birbirmizden bu denli uzak düşümüşlüğümüz hatta birbirimize düşman kesilmemiz hakikaten ademiyetimiz adına esef verici...
|
|
|
MEZUN
Tarih : 26.01.2010 09:06:56
|
|
Şimdi PKK nin içinde kesinlikle demokrasi olmadığı ortada.
Ancak PKK de en az Hizbullah kadar dini kullanan bir hareket.
Bu yüzden bunların legal veya illegal yapıları içinde yer alan insanların dini sorunları yok gibi gözüküyor,
Mesela DTP için söyleyebilirim; DTP’de bulunan imam sayısı hiç bir cemaatta yoktur ve hatta Gülen cemaatinde bile,
Mesele şu:
Kürt sorununu terör yöntemiyle çözmek isteyenlerin elinden bu sorunu almak lazım.
Bu konuda yeni temiz demokrasiyi ve barışı kendilerine amaç edinmiş silahsız bir partiye ihtiyaç vardır.
|
|
|
HEWAL
Tarih : 26.01.2010 10:34:17
|
|
Aslında Kürt sorunu diye bir sorun yoktur.
Sadece bazı sorunlu Kürtler vardır. İşte bu sorunlu Kürtler kah örgüt kurarlar, kah dergah kurarlar, kah ağalık, tefecilik yaparlar.
Ve (bence) haksız olarak, yanlış isimlendirir, sorunu Kürtlere malederiz.
Saygıyla...
|
|
|
...OOOOOOO
Tarih : 26.01.2010 14:46:04
|
|
Bir de Kürt sorunu yok derken hiç skılmadan w’lu Hewal rumuzunu kullanıyorsun.
Nasıl Kürt sorunu yok?
Ortada 10 bin yıllık Mezopatamyalı bir halk var ve şu dünya denen gezegende bir statüsü yok.
Sen de ordan yani hariçten gazel okuyorsun, çok biliyormuşsun gibiiiiiiiiiiiiii.
|
|
|
HEWAL
Tarih : 26.01.2010 18:13:51
|
|
...OOOOOOOO nickli kardeşime...
Öncelikle şunu söyleyeyim;
İroniden anlamayan nesle aşina değilim!
Ben Kürt sorunu yok derken ne kastettim, siz ise ne anlamışsınız!
Ben Kürtlerin sorununun lider yetiştirememekten, -Şeyx Sait, Seyyit Rıza v.s. gibilerini tenzih ederim- yetiştirdikleri liderlerin işbirlikçi, oportunist, faşist, despot olduklarından bahsetmek istemiştim.
Vurgum buydu!
Hasta ruhlu insanlar demeyi ima etmiştim onlar için.
Bakın size bir örnek vereyim:
Seyyit Rıza.
İlkin beni asın diyor.
Neden?
Aralarında idam edilebilsin diye yaşı büyütülen oğlunun da bulunduğu halkının darağacında can çekiştiğini görmek istemiyor!
Oysa, gelelim şimdiki -güya- lidere veya liderlere. (Qaste mê Kürdistana Bakur’e)
Hücresi 17 cm. küçüldü diye tığ gibi delikanlıları 1.70 m2’lik mezarlara gömdüren adamla Seyyit Rıza arasındaki farkı, veya müridinin 13 yaşındaki kızıyla evlenen şeyxleri, veya halkın malını gaspederek semiren Kürt ağalarını, beylerini, veya kan emici Kürt tefecilerini, esrar, eroin tüccarlarını kastettim.
Dedim ya...
İroniden anlamayan nesle aşina değilim.
Sen de ordan, yani hariçten kalkmış cahil, cühela gazel okuyorsun, çok biliyormuşsun gibiiiiiiiiiiiiii.
Not: Bu cümleyi sizden apardım.
Saygıyla...
|
|
|
HÜSEYİN HATEMİ
Tarih : 27.01.2010 10:27:20
|
|
Ben Resul-i Ekrem (S.A.) sevgisinin birleştirici gücünden bahsederken endişe duyuyorum.
Çünkü dinî inanca pratik ve pragmatik yararına göre değer vermek, insanı farkında olmaksızın münafıklığa sürükler.
Ey Azizan, biz kâr-zarar hesabı yapmaksızın Sevgi`ye teslim olur, selama ereriz.
Kim ne derse söylesin, sevdim Ali`yi, kâr-zarar!` diyen mübarek kişi bunu ifade için söylemiştir; dünyevi ve geçici kâr-zarar hesabının kendi gözünde değeri olmadığını belirtmiştir.
Bu bilinç `Bedr`in Arslanları`nın ve `Kerbela Şehitleri`nin bilincidir.
Bu sebeple de, bu yolun fukarasının gözünde `fırça` değil, `sırça` önemlidir.
Fatıma, babasının can parçası, bu sırça simgesinin sırrıdır.
Yunus Emre, fırça değil sırça ehlinden olduğu için, `Sakıngıl, yârin gönlü sırçadır, sımayasın/ Sırça sındıktan gerü bütün olası değil!` diyerek bizi uyarmıştır.
İçimizden bir kişinin bile gönlünün kıblesi `Yüce Sevgili` olmuş ise, `Gönül Çalab`ın tahtı/ Çalap gölüne baktı/ İki cihan bedbahtı /Kim gönül yıkar ise!` sırrı tecelli eder`
|
|
|
OOOOOOOO
Tarih : 27.01.2010 16:22:25
|
|
Hewal kardeş...
Şimdi bir yazıda ironi olduğu yapılan noktalama işaretleriyle anlaşılır.
Diğer türlü ironi olduğunun anlaşılması çok zor hatta imkansız o yüzden kusura bakma.
17 cm konusunda olduğu gibi sizin gibi düşünüyorum tekrar kusura bakma.
|
|
|
|
|
| Sizin Yorumunuz |
|
|
YORUM YAZARKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
1- Girdiğiniz yorumlar şahsi beğenimize değil, Siirt Gündemi kurallarına ve site formatına uygun olup olmadıklarına göre değerlendirilirler.
2- Kafanıza takılan noktalarda alâkasız bir habere veya köşe yazısına yorum yazmaktansa iletişim butonunu kullanabilirsiniz. Yorumunuz sitemiz kriterlerine uyarsa makale olarak yayınlanacaktır.
3- Bir yazara “aslansın, kaplansın” türünde yorum yazmak hoş değil. Bu yüzden bu tür yorumlar yayınlanmayacaktır.
4- Siirt Gündemi’nin kabul edilmiş uygunluk kriterlerini gözetmeyen, kişisel hakaret içeren veya T.C. Ceza Hukuku hükümlerince suç teşkil eden herhangi bir beyanatta bulunmak gibi yorumlar durumun vahametine göre parmağımızı “delete” tuşuna götürecektir.
5- Toplumsal barışa ve demokrasi kültürüne katkısı olmayan, aksine barış ve kardeşlik kültürünü sabote eden yorumlar yayınlanmayacaktır.
6- Fala inanmayız ve fal baktırmayız. Bu yüzden “Üç vakte kadar öleceksin!” türünde yorumlar yayınlanmayacaktır.
7- Siirt Gündemi bir message board, forum, ilan panosu, tahta veya chat odası değildir.
8- Bu kadar kural, prensip, ahlâki değerler içinde, aslında her şeyin temelinin özende ve anlayışta yattığını belirtir, saygılar sunarız.
|