Ana Sayfa   |   Ana Sayfam Yap   |   Sık Kullanılanlara Ekle

Haber Arama:

Anasayfa > KÜLTÜR SANAT

  Tarih : 18.12.2009 14:22:14 Bu haberi 1.656 kişi okudu.   


ŞEB-İ ARUS ETKİNLİĞİNDE GÖNÜLLER COŞTU
Bilim Sanat Merkezi Müdür Yardımcısı Sedat Serin'in “Ney” dinletisiyle gönüller coştu.

ŞEB-İ ARUS ETKİNLİĞİNDE GÖNÜLLER COŞTU

Uluslararası 736. Mevlana'yı Anma Törenleri'nin son gününde dün akşam İlim Yayma Cemiyetine bağlı Seyyid Ahmed Bedevi Yükseköğretim Erkek Öğrenci Yurdunda gerçekleştirilen Şeb-i Arus etkinliğinde duygulu anlar yaşandı.

Sunuculuğu Yurt öğrencilerinden Gökhan Güçlü’nün yaptığı programa İmam Hatip Lisesi öğrencilerinden Yakup Güneş Kuran-ı Kerim tilavetiyle devam edildi.  Hazreti Mevlana’nın dilinden “Ne Olursan Gel…” çağrısına uyan yurt öğrencileri ve seçkin misafirlerin katılımıyla görkemli bir etkinlik gerçekleştirildi.

75. Yıl İ.M.K.B İlköğretim Okulu Öğretmenlerinden Serhat Gültaş Hoca’nın slayt eşliğinde Mevlana Hazretlerinin “Şeb-i Arus” kendi deyimiyle düğün gecesini anlattı ve Mesneviden Farsça beyitler okuyarak açıklamalarını yaptı. Sevgi, hoşgörü ve kardeşlik mesajlarının yer aldığı, oldukça faydalı ve keyifli geçen program kapsamında 14 Eylül İlköğretim Okulu Müdürü Zekeriya Batur “Bendir” ve Bilim Sanat Merkezi Müdür Yardımcısı Sedat Serin'in “Ney” dinletisiyle gönüller coştu.

SERHAT GÜLTAŞ

YAKUP GÜNEŞ

FOTOĞRAFLAR: MUHAMMED KURT

 

Yorumlar
1
MERYEM IRMAK
Tarih : 18.12.2009 15:44:18
“Vücud ikliminin sultanısın sen
Efendim derdimin dermanısın sen
Bu cism-ü natüvanın canısın sen
Efendim derdimin dermanısın sen…”

Tasavvuf nedir, ne öğretir? diye sorsalar “demdir, dem öğretir” derim, anladığım kadarıyla..

Dem nedir? dendiğinde cevap: “Andır, şu andır; şimdi bulmak ve bulduğunla OLmaktır.”

An kelimesi “mikro” ve bendeniz de “kör” sıfatında olduğumdan, ânı açacak, makrolaştıracak, baş gözüme gösterecek bir büyüteç kavrama ihtiyacım var:

”Bugün”

Herşeyi küçültüp mikrolara, kuantlara inmek yerine, tersine, körlüğün garipliğiyle herşeyi büyütmeyi seviyorum; bendeniz ancak öyle anlayabiliyorum.. Büyüteçsiz, yani misalsiz, mecazsız, metaforsuz dolaşamıyorum tefekkür denizinde… Boğuluyorum… Hem, gönül gözüm kör diye, baş gözümü niye mahrum edeyim görmekten?!

Mikro anı görmek için, makro bugüne ihtiyacım var benim! Bunların hâli, dertop duran, “dem” olan tohum ile dertopu parçalamış, açılıp saçılmış, zahir olmuş, dal budak salmış ağacın hâli gibi… Tohum Fark’a gelmişse, tohum ile ağacın farkı ne?!…

E, var aslında bir fark tabii! Adı üsünde: “Fark”. Fark’a gelince fark’lı, fark’tan çıkınca fark’sız…

Fark’ı bilmeli zaten insan… Onun için dünyaya, kesrete, çokluğa, şehadete yani fark‘a gönderilmişiz… Marifet kesrette vahdeti bulmak; vahdette vahdeti bulmak veya “kesreti vahdetleştirmek” değil!

Evet, işe bugunden başlamalıyım ki gerekirse küçülte küçülte, bugünün içinde incele büküle yola koyulayım, sonunda doğrulayım; iplik olup, iğneden geçeyim….

Öyleyse zorlaştırmamalı, kolaylaştırmalı.. Teorilere batmamalı ve tabii gözünü dört açmalı… “Tekrarı yok bunun!”.. Bir nefes almalı sonra… Derince bir nefes! Ne demek nefes? “Hû” demek! Dem demek, ince ince “ân” demek ve kabaca bugün demek!

Şimdi demek!

Hemen!

El an kemâkan!

***

Peki nasıl OLdu da parçalandı tohum; bir nasıl bin oldu ve bir kaldı?!

Bilmem ki nasıl oldu!…

Kim bilir, belki öfkelendi de ân’sızın isyan etti, gitti…

Aya öfkelenmişim ben,

İşte böyle kapkaranlık bir gece olmuşum.

Padişaha kızmışım,

Çırılçıplak bir yoksul olmuşum.


Güzeller sultanı gel demiş,

Evine çağırmış beni.

Ben bir yolunu bulmuşum,

Yola baş kaldırmışım.


Sevgilim baş çeker, naz ederse,

Gamlara atar, kararsız korsa beni,

Bir kez olsun ah demem, inad için.

Ah’a da kızmışım ben.



Bir bakarsın altınla aldatırlar beni.

Bir bakarsın şanla şerefle aldatırlar beni.

Oysa altın falan istemiş değilim ondan,

Şanla şerefe hele çoktan boş vermişim.



Ben bir demirim,

Mıknatıstan kaçıyorum.

Bir saman çöpüyüm ben,

Mıknatıslara yan çizmişim.



Ben öyle bir zerreyim ki,

Bütün âleme isyan etmişim.

Havaya, toprağa isyan etmişim,

Ateşe, suya isyan etmişim.

Altı yöne isyan etmişim.

Beş duyuya isyan etmişim.



Hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,

Altı yön de neymiş,

Beş duyu da ne.

Benim için hiç bir şey umurumda değil.


Mevlâna Celaleddin Rûmi (k.s)


İnsana zavallı nisyanını hatırlatan bir isyan şiiri…



Yumuşacık…



Ben kimim?



Neyim?



Burası neresi?



Siz de kimsiniz?!

Nerdeyim ben?

Unutmasaydık, ah unutmasaydık nerden geldiğimizi, o zaman bilirdik nerde olduğumuzu ve dahi nereye gittiğimizi! Başı bunca derde salan hep o unutkanlık değil mi?! Eğer edecekse, nisyana etmeli isyan en çok insan! Ve hatırlatan derdine sımsıkı sarılmalı!

Hayatta şunu öğrendim, acizane: “İnsan, asla kepçenin sapını kesmeye kalkmamalı.”

Bunu yapmak, yani kepçenin sapını kusurlu addetmek cehaletimizdendir. “Böyle de kepçe mi olurmuş? Şu sapları bir güzel kısaltalım da, tam elimize göre olsunlar, sonra da afiyetle içelim çorbayı…” dememek lazımmış! Bize göre aslında kısa saplı olması gereken kepçeler, eğer ki önümüze uzun saplı olarak geldiyse, sapları kesip, kısaltmaya çalışıp da eline uydurmak yerine “bunlar elime uymadığına göre bunda bir hikmet var!” demek lazımmış. “Acaba bana ne öğretiliyor?” diye düşünmeli. Böylece, uzunluğu lûtûftan bilip, işin sonuna sabreden Hızır’a talebe olur. Kepçeyi eline uyduran ise karnını yer nimetleriyle doldurup, doyurur; ama gönlünü gök nimetlerinden, yani hikmetten mahrum, aç bırakır. Öyleyse, kepçenin sapını kesmek, bir şeyi düzelttiğini sanmak, bindiği dalı, yani hikmeti kesmektir. Bu, tıpkı, Mesnevi-i Şerifte geçen bir hikâyede “sana hiç iyi bakmamışlar” diyerek doğan kuşunun tüylerini, tırnaklarını kesen cahil kadının tutumudur. Cahil kadın güzelim doğan kuşunun tüy ve tırnaklarını kesip de onu “kuşa çevirerek” sözüm ona, güzelleştirmiştir. Oysa, uzun tüyleriyle, o haliyle, doğan kuşunun değerini bilmek, güzelliğini görmek için padişah olmak gerek!

Öyleyse; selâm, gözü uykulardan uyandıran derde olsun!

Çopur, çamur, ağrı, sızı, kada ve belâ, her istenmeyen ve tabii uzun saplı kepçeler:

Merhaba!

Merhaba!

*Mertebeler

*Zıtlarla Dostluk

*Beyin yahut Kalp

*Bilgi Nasıl Put Olur?!

*Suyun Halleri

*Efendinin Hakikati

*İnsan ve Kainat

*Derdimin Dermanı Efendim!

Meryem Irmak (Semazen.Net)


HAYAL
Tarih : 19.12.2009 04:32:34
14 şubat sevgililer günü’nün temellerinde Saint Valentin gibi Hristiyan azizinin bulunmasından ve son yıllarda kapitalizmin tüketim çılgınlığına yeni bir ivme kazandırmak için kullanması yüzünden protesto eden kişilerin alternatif sevgililer günüdür.

Mevlana gibi aşkı en güzel şekilde anlatmış bir ulvi zatın hatırasının sevgilileri kuşatması umulur.

Bişnev hitabıyla ayrılıklardan şikayet eden ney’in kamışlığa geri dönmesini kutlar sevgililer...

DAGNY
Tarih : 19.12.2009 04:45:19
Şeb-i Arus aynı zamanda gönüller sultanı Hz. Mevlana’nın "cenaze görünce ’ayrılık! ayrılık!’ deme, sana ölüm görünür, aslında doğmaktır o" buyurduğu vuslat gecesidir.

Z. ALKIM
Tarih : 19.12.2009 05:07:04
Ya hu arkadaşlar…

Bir site veya bir gazete yapılmış bir etkinliği halka duyurmak için mi kullanılır, yoksa öncelikle yapılacak bir etkinliği halka ve kamuoyuna duyurmak için mi?

Yani bırakın Mevlana severleri, en azından Siirt’te görev yapan yaklaşık 100 Konyalı vatandaş gelip dinlese fena mı olurdu?

Severiz sizi ama bu eleştirileri sevdiklerimize yaparız biz.

Adınız “İlim Yayma” olmasa eleştirmeyecektim. Ama bakın “ilim yayma!”

Neyse gelelim konumuza:

2007 senesinde 734. ihtifal için konuşuyorum hâlâ bir Mevlevî ayini (sema gösterisi, ney dinletisi, Mevlevi ilâhileri ve bilumum tuhaf adlandırmalara inat Mevlevi ayin-i şerifi) adabının öğrenilemediği (daha adını öğrenemedik ne adabından bahsediyorsun!), artık ciddiyetsizlikten midir umursamazlıktan mıdır bilemiyorum ama insanların akılları beş karış havada olan biteni takip ettikleri, insanların şekli şemâlın derdine düşüp mevzu nedir, biz niye buradayız ne diyor bu Mevlânâ gibi soruları unuttukları turistik hâdise olmuştur. Bir işin popülerleştikçe tadının nasıl kaçtığının göstergesidir.

Bir de Ahmet Özhan’ın dini şarkılarına (tanıma dikkat) neden bu kadar imtiyaz verildiğine bilahare anlamadığım ihtifaldir ayriyeten. Türk tasavvuf müziği’nin seçkin örneklerini geleneksel neşvesiyle icra edecek seviyede dünya kadar sanatçıya sahipken bu ülke, sevgili organizatörler neden Ahmet Özhan ve tuhaf repertuarında (not: eleştirim doğrudan moderen dini şarkılara) ısrar ettiğini bildiğim hiç bir seçim teorisi ve rasyonel davranış aksiyomlarıyla açıklayamadığım mikroiktisadın âciz kaldığı durumdur.

Organizatörlere sorum şudur: Ahmet Özhan’ın dini şarkıları yerine bestelendiğinden bu yana hiç icrâ edilmemiş, bir köşede gün ışığına çıkarılmayı bekleyen Mevlevi ayin-i şerifleri ile ilgilenmeye ne dersiniz? 1925’ten beri ilk kez geçen ay stüdyo kaydı yapılan ve daha bir konserde çalınmamış Ahmet Avni bey’in buselik-aşiran ayini olsun, daha en ufak bir kaydı olmayan dilkeşide ayin olsun, Rauf Yekta bey’in yegâh ayini olsun, Zekâi dede’nin maye, isfahan ve saba-zemzeme ayinleri olsun, olsun babam olsun... Dünya kadar ayin var gün yüzüne çıkmayı bekleyen. Bunlar kenarda köşede keşfedilmeyi beklerken neden Ahmet Özhan’ın dini şarkıları? Neden? Neden? Neden?

Edeb ya hu!

BAY EFENDİSİZ
Tarih : 19.12.2009 05:35:39
Gene unutuyoruz işte.

Şeb-i arus’tu geçen gün. Bakın insanlar ölüyor. Ama insanlar ölmüyor o’nun gibi. Mevlana gibi ölmüyor hiçbiri. Biraz güzelce ölsek, biraz daha insanca ölsek, aşk dolu ölsek, ölsek ki çıksak yar katına, ölsek ki olsak Mevlana, olsak Şems, olsak toprak, olsak çiçek. Belki arı oluruz. Her birimizin polenlerini toplayıp ötekisinden çiçek yaparız. Ölsek bir gece, güzel bir gece, o’nun gibi…

Ama unutuyoruz işte.

o kadar "insan"ız ki, en güzel geceleri hep unutuyoruz..

Düğünün kutlu olsun Mevlana, yeniden, güzelce, kutlu olsun... Her gecen gündüzün, her mekanın cennet olsun…

IRGAT
Tarih : 19.12.2009 13:23:23
Aşıkların değil, aşkın gecesidir.

Aşk bir "kapasite" meselesidir, herkes aşık olamaz. Varlığı bütünleştirmektir aşk, varlığı "onunla" anlamlandırmaktır, kaş göz değildir.

Mutlak bir bağlılıktır, "onsuz" olmak demek "fişinin çekilmesi" demek olur aşık olunca.

Aşk "varlık"tır ve aşksızlık "yokluk"tur, aşk zahir’dir gerisi batın’dır.

"Tanrı bizi cemalinden yaratmıştır" ve yüzünü dönmesi hiçliktir; sevgili bizi aşkıyla, o bakışıyla var etmiştir ve bakmaması yokluk demektir.

Aşkı bu anlamıyla yaşayabilmek için de, kişinin kendini -yani egosunu- tamamen eritmiş olması gerekir. Dünyevi aşk bu yüzden "sadece bir köprü" olmaktan ibarettir, iki egonun karşılıklı olarak erimesinin pek imkanı olmadığından. Ama kesinlikle gereklidir, çünkü dünyevi aşk kalbi yumuşatır, insana sevmeyi öğretir, gönlü genişletir.

Asıl olan da bu yüzden tanrı aşkıdır, çünkü tanrı o kadar büyük ve kadirdir ki, onun karşısında ancak "eriyebilirsiniz." kora tutulmuş mum gibi olursunuz. Nitekim Şeyh Galip de "aşk, ateş denizinden mumdan gemilerle geçmektir" demektedir. (dizenin orijinalini hatırlayamadım fakat mealen böyleydi.)

Şeb-i arus, bu aşkı bize en güzel anlatanlardan Mevlana’nın sevgilisine (Tanrı’ya) kavuştuğu gece olarak kutlanır.

Burada önemli olan kimin kime kavuştuğu, tanrı’nın var olup olmadığı değil. Belki tanrı yok, belki Mevlana hümanizmden ötesi olmayan biri ve bu tasavvuf denen şey de dini yumuşatıp yandaş toplama çabasından ibaret.

Ama olaya bakar mısınız, ortada kendini aşkla var eden bir adam var ve ruhunu sevgilisine teslim edişi düğün olarak kutlanıyor.

Ben buradaki gönül zenginliğine bakarım. Tanrı ister olsun, ister olmasın. Mevlana can’dır.

ELİF
Tarih : 19.12.2009 14:49:03
Bu geceyi şöyle tasvir eder Mevlana;

Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı bende bu dünyanın gamı var,

Dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma, bu çeşit şüpheye düşme.

Benim için ağlama, “yazık, yazık!” deme; şeytanın ayranına düşer,

Düzenine kapılırsan yazık olur, “yazık, yazık” demenin sırası gelir.

Cenazemi görünce “ah ayrılık, ayrılık!” demeye kalkışma; kavuşup buluşmam o zamandır benim.

Beni kabre indirip bırakınca “elveda, elveda!” deme; çünkü kabir can topluluğunun bir perdesidir.

Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret; güneşe, aya batmadan ne ziyan gelir ki?

Sana batmak görünür amma doğmaktır o; mezar hapis gibi görünür amma canın kurtuluşudur o.

Hangi tohum, yere ekildi de bitmedi; neden insan tohumu için de böyle düşünmüyorsun?

Hangi kova suya salındı da dolu dolu çıkmadı; can Yusuf’u, ne diye kuyudan feryat etsin?

Bu yanda ağzını yumdun mu aç o yanda; artık senin hay huyun, mekânsızlık âleminin havalarındadır.

MİSYON
Tarih : 22.12.2009 15:23:58
Okumaktan zarar gelmez, oku, ama Lanet okuma!

Emek ver, kulak ver, ama hiç bir zaman boş verme!

Rakibini geç, sınıfını geç, ama hiç bir zaman gülüp geçme!

Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama, hiç bir zaman yerinde sayma!

Yaklaş, konuş, tanış, ama uzaklaşma!

Hedefe koş, serhada koş, yardıma koş, ama ortak koşma!

Paranı ver, gönlünü ver, canını ver, ama sırrını verme!

Elini aç, gözünü aç, kalbini aç, ama ağzını açma!

Zulmü devir, nefsi devir, ama can devirme!

Ev al, araba al, akıl al, ama beddua alma!

Eşini sev, işini beğen, aşını beğen, ama kendini beğenme!

Davet et, hayret et, affet, tövbe et, ama ihanet etme!

Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol, ama bölücü olma!

Ne yap, ne yapma, itil, atıl, ama satılma!

Seslen, uslan, ama yaslanma!

Doğrul, devril, ama eğilme!

MEVLANA

1
Sizin Yorumunuz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz

YORUM YAZARKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR


1- Girdiğiniz yorumlar şahsi beğenimize değil, Siirt Gündemi kurallarına ve site formatına uygun olup olmadıklarına göre değerlendirilirler.


2- Kafanıza takılan noktalarda alâkasız bir habere veya köşe yazısına yorum yazmaktansa iletişim butonunu kullanabilirsiniz. Yorumunuz sitemiz kriterlerine uyarsa makale olarak yayınlanacaktır.


3- Bir yazara “aslansın, kaplansın” türünde yorum yazmak hoş değil. Bu yüzden bu tür yorumlar yayınlanmayacaktır.


4- Siirt Gündemi’nin kabul edilmiş uygunluk kriterlerini gözetmeyen, kişisel hakaret içeren veya T.C. Ceza Hukuku hükümlerince suç teşkil eden herhangi bir beyanatta bulunmak gibi yorumlar durumun vahametine göre parmağımızı “delete” tuşuna götürecektir.


5- Toplumsal barışa ve demokrasi kültürüne katkısı olmayan, aksine barış ve kardeşlik kültürünü sabote eden yorumlar yayınlanmayacaktır.


6- Fala inanmayız ve fal baktırmayız. Bu yüzden “Üç vakte kadar öleceksin!” türünde yorumlar yayınlanmayacaktır.


7- Siirt Gündemi bir message board, forum, ilan panosu, tahta veya chat odası değildir.


8- Bu kadar kural, prensip, ahlâki değerler içinde, aslında her şeyin temelinin özende ve anlayışta yattığını belirtir, saygılar sunarız.


Benzer Haberler Kategorideki Diğer Haberler
 
ÇIRAV FESTİVALİNE YOĞUN İLGİ
KÜLTÜR SANAT | 23.08.2010 23:38:24
2. ERUH ÇIRAV FETİVAL PROGRAMI AÇIKLANDI
KÜLTÜR SANAT | 20.08.2010 11:11:22
DURUŞ GAZETESİ’NİN MURAD KORKMAZ’LA SÖYLEŞİSİ
KÜLTÜR SANAT | 13.08.2010 18:22:51
SİİRT’TE MELEDÊ ATEŞİ YAKILDI
KÜLTÜR SANAT | 11.08.2010 10:33:55
M. ŞAKİR ÖZMAZI YAZDI: MELEDE ATEŞİ GELENEĞİMİZ
KÜLTÜR SANAT | 09.08.2010 09:52:38
SİİRT BAROSU İLETİŞİM FAKÜLTESİ GÜNDEMİNDE
KÜLTÜR SANAT | 04.08.2010 13:54:00
SİİRTLİLER TARİHİ ESERLERİNİ GERİ İSTİYOR
KÜLTÜR SANAT | 28.07.2010 11:57:21
VE BEKLENEN TEPKİ GELDİ: BETONLAŞMAYA HAYIR!
KÜLTÜR SANAT | 28.07.2010 10:56:50
RESTORASYON MU, VANDALİZM Mİ?
KÜLTÜR SANAT | 24.07.2010 20:37:05
BAĞÇEV-DER’DEN ÖĞRENCİLERE TARİHİ GEZİ
KÜLTÜR SANAT | 14.07.2010 20:04:57

FARUK ARVAS HOCAYLA RAMAZAN SOHBETLERİ

RAMAZAN AYINA KAVUŞURKEN (15)
Makalelerin tümünü okumak için:
www.siirtgundemi.com/_h_b_r_1675.htm

 

SON HABERLER
KIZILAY’IN YARDIM ELİ ...
SİİRT BELEDİYESİNDEN T...
KESK: HUKUK ÇİĞNENİYOR
REFERANDUM SEÇMEN KÂĞI...
İLİM YAYMA CEMİYETİ YU...
HAYDİ! PAKİSTAN’A YARD...
BOYKOTUN CEZASI 22 LİRA
ÇIRAV FESTİVALİNE YOĞU...
ÖLÜM TACİRLERİNE SABAH...
MEZARLIKTA OLAYLI GÜN

GÜNÜN SÖZÜ
İNSAN NE KADAR AZ ŞEY BİLİRSE
O KADAR ÇOK ŞEY BİLDİĞİNİ SANIR

 

GÜNÜN AFORİZMASI
HAYAT BİR OYUNDUR. KAYBEDECEK HİÇBİR ŞEYİN YOKMUŞ GİBİ OYNA.

 

GÜNÜN ŞİİRİ

BEN ŞAİRİM,
GAYBI KURCALAYAN ÇİLİNGİR,
CANLI CENAZELERİNİN BAŞINDA
MÜNKER-NEKİR
(NECİP FAZIL)

 

GÜNÜN FOTOĞRAFI (BARO FOTOĞRAF DERSLERİ)

GÜNÜN KARİKATÜRÜ

SON YORUMLAR

CAN MERCANYAN
Latif bey 2 gün önce Ahmet Altan’ın köşe yazısını okumanızı öneriyorum. Kimin nerde ve...
www.siirtgundemi.com/_ya_z_616.htm

NAİL
Yani "Hayır" demeye de bi kılıf uydurabildiniz ya. Hayret doğrusu. Şunu desenize 30 yıl ohal biz...
www.siirtgundemi.com/_ya_z_611.htm

NAİL
Nerdeeeee. Kimi tarif etmişsiniz? Bu vasıflar ancak peygamberlerde veya peygamber varisle...
www.siirtgundemi.com/_ya_z_612.htm

ALP
Aman Serdar kardeşim, yaşadığım tecrübeden biliyorum. Bu tür ikili münakaşaların son cümlesi...
www.siirtgundemi.com/_ya_z_609.htm

M. CAN
Ergenekon’un değirmenine su taşıyan bir zihniyet nasıl oluyor da Ergonokon’u eleştiriyor? Referan...
www.siirtgundemi.com/_h_b_r_1717.htm

M. CAN
Ak Parti iktidar olmadan önce KESK neden masaya oturdu? Cevap: Çünkü Sol hükümet iktidardaydı...
www.siirtgundemi.com/_h_b_r_1723.htm

HAKAN MALGİL
Çoukluğumda kim bilir kaç kez zorunlu ziyaretlerde bulunduğum, bembeyaz saçları ve...
www.siirtgundemi.com/_h_b_r_146.htm

RESSAM HALİS GÜNGÖR
Kim olursa olsun... Makamı ve rütbesi ne olursa olsun... Kimse ama hiç kimse kanunların ve ya..
www.siirtgundemi.com/_ya_z_609.htm

HAKAN MALGİL
Edip Turhan’ın en büyük torunu olarak onunla en uzun süre yaşamış olmanın ne denli büyük bir...
www.siirtgundemi.com/_ya_z_583.htm

 

GÜNÜN YORUMU

DÜNYA DÖNMESE Mİ?

Dünya dönmesine dönsün de... Tersine dönmese bari.

Hoş tersine dönse de, dursa da, alıp başını galaksinin bir ucuna çekip gitse de değişmeyecek insanlar vardır, olacaktır.

Sorun Dünyada değil belki. Belki sorun postmodern zamanların bize attığı en büyük yalandadır: Bireyselleşmek!

Bunun adı bireyselleşmek olsa da, astarı egoizmden, bencillikten, oportunizmden başka birşey değil.

Sonuç: Yalnızlık!

Kocaman bir şehirde, tanıdık onca insan içinde koskoca bir yalnızlık. Yalıtılmışlık.

Tabi bu yalnızlık bazen sizin tercihiniz olur; reddedersiniz maskeli baloları ve oranın müdavimlerini.

Bazen de yalnızlık bir seçim değil, dayatmadır. Maskeliler sizi reddeder. Dışlar!

Günün sözü (veya aforizması) bölümünde geçenlerde şöyle bir söz vardı, hoşuma gitmişti:

"Kolayına kaçıp herkes gibi olabilirdim. Ama ben daha kolayını seçtim; kendim oldum," diyordu.

İşte kendi olmanın bedeli: Yalnızlık.

(Not: Yalnızlık kelimesini kendim için seçtim.)

Esen kalın, hoş kalın...

MEMEEEEET
www.siirtgundemi.com/_ya_z_612.htm

 

GÜNÜN FIKRASI

CAMCI

Kadının penceresinin camı kırılır. Camcıyı arar ve sipariş verir. Yarım saat sonra zil çalar. Gelen camcıdır.

Kadın kapıyı açar ve kırılan camı gösterir. Aradan beş dakika ya geçer ya geçmez zil tekrar çalar.

Kadın, kim o? der.

Benim, camcı diye bir ses gelir dışarıdan.

Kadın, sanırım bir karışıklık oldu. Çağırdığım camcı az önce geldi, der.

İşte o benim abla, der camcı. Pencereden düştüm, aç şu kapıyı…

Tüm fıkraları okumak için:
www.siirtgundemi.com/_h_b_r_1123.htm

 

DERSİMİZ TÜRKÇE
Boş vaktinizde tıklayın. Sadece boş vaktinizde...
www.siirtgundemi.com/_h_b_r_1249.htm

 

Bu sitede yayımlanan her türlü yazı, fotoğraf, karikatür ve illüstrasyon türü malzemelerin hakları saklı değildir. Hiçbir izin alınmadan kullanılabilir. Siirt Gündemi'nin kaynak olarak gösterilmesi sadece kullanan kişinin etik değer ölçüsünü gösterir. Örneğin; Biz bu sözü hukukçu ağabeyimiz Adnan Ekinci'nin dergisinden yürüttük. İşte bizim etik değer ölçümüz.
SİİRT GÜNDEMİ
 
 C.R.N. BASIN YAYIN LTD. ŞTİ.  İLETİŞİM: dereke56@gmail.com
RSS

 

Bu sitede Mplus Haber Portalı yazılımları kullanılmaktadır.