
SONSUZDUR KARDEŞLİĞİMİZ, BUDUR TEK MABEDİMİZ
Birden bire olmadı bu.
Havanın kararacağı yavaş yavaş gelen gri bulutlardan belliydi ve şimdi semasında kara bulutlar Ülkemin, karanlıkta yüreği Halkımın.
Herkes artık bir yerlere taraf olma derdinde, kimse karşısındakinin yerine koymadan kendini, cezalandırıcı bir celladın yerine koyabiliyor.
Dün suça teşvik edenler bugün herkesi nedense sağduyuya davet ediyor. Karanlıkların yaratıcıları şimdi ellerinde ufak bir mum ışığıyla sözde, karanlıkları aydınlatmak adına adım atıyorlar.
Dün “Kadında olsa, çocukta olsa gereği yapılacak” diye devletin şiddet maskesini gösteren ve o neslin bilinçaltında devletle arasına uçurum açılmasına sebep olanlar bugün “Barış yanlısı” olarak çarpıyor gözümüze.
Dün “Barış” demokrasi şemsiyesinin altında olacak diyenler bugün, okulda eğitimde olması gereken, çocukların ellerine, yarınları diye, taş verip toplumun huzurunun saklı olduğu camlı köşkü yıktırmaya çalışıyorlar.
Herkes kendine bir rol biçmeye çalışırken, daha doğrusu bir rol çalmaya çalışırken nedense kötülüğün egemen olduğu, belirsizliğin hakim olduğu roller kapılıyor ve ılımlı, sağduyuya hakimler yalnız bırakılıyor ya da cezalandırılıyorlar.
Birden bire olmadı bu.
Sağanak yağışın geleceğini haber vermişti birileri ama aldırmadı kimseler.
25 yıl savaşıldı adı belirsiz düşmanla,
25 yılda nice fidanları düşürdük toprağa,
25 yılda nice paralar aktı, harcandı,
25 yıl savaşa şans tanındı olmadı çare bulunamadı, budandıkça, az da olsa, tekrar yeşerdi.
Ve “Tamam artık Barış zamanı” denildi. Bu cümle bile barış yanlılarını umutlandırdı.
Artık “Barış” olacak, kör karanlığa sıkılmayacaktı kurşunlar ve kör karanlıktan gelen çelik demir yıkmayacaktı kimseyi gencecik çağında toprağa. En çok analar sevinmişti, en büyük acıyı çeken yürekler sevinmişlerdi bu kıvılcımın oluşmasına.
Ama olmadı, olamadı, tahammülsüzlük yine egemen oldu ve dağıttı umut denen şemsiyeyi tepemizden. Savaşa tanınan tolerans, “Barış”a tanınmadı. 25 yıl gibi uzun bir zaman dilimini şiddete ayıranlar, “Barış”a zamanın binde birini bile vermediler, tahammül edemediler masmavi bir gökyüzünün paylaşımını.
Herkes bir taraf seçmişti kendine, aslında nereye ait olduğunu bilmeden. Ekonomik krizin vurduğu aile içi bilinç bir sosyal patlamanın eşiğine gelmişken, bunu fırsat bilen şiddet yanlıları ardı ardına patlattılar ellerinde kalmış son dinamitlerini, meydan öyle hazırlıksız yakalandı ki bu patlamaya birden herkes önüne gelen “öteki” kendine saldırır oldu. O an farkında olmadan herkes “TARAF” olmuştu aslında ve onlar toplumun huzuruna kurşunu sıkan tetiğe basan parmağın bedenine “TARAF” olmuşlardı.
Son zamanlarda internetteki yorumları takip ediyorum.
Kelimeler kin kusuyor, harfler öfke oluşturuyor ve cümleler ölüm saçıyor.
Birbirlerinin aynı olan “öteki”ler, birbirlerini suçluyor, barışı isterlerken farkında olmadan birbirlerinin huzuruna taş fırlatarak.
Herkes kendi içinde birinin “öteki”leştirdiği diğerinin acısına ortak olduğunu anladığında onu aforoz ediyor, eleştiri adı altında baskı altına almaya çalışıyor, kısmen de olsa yalnızlaştırmaya çalışıyor.
Aynı mahallede bitişik evlerde oturanlar artık bahçelerine duvar örüp gücü yettiğince duvarı yükseltmeye çalışıyor, ama aynı kahvede oturduğunda bir ince belli bardak çayın etrafında sıkı birer dost olabiliyorlar.
Kapının önünde oyuncaklarını paylaşan iki çocuk birden birbirlerine oyuncaklarını fırlatıp, babalarının oluşturduğu bahçe duvarının kapısından içeri giriyorlar, gözlerinde yaşlar. Sabah olup okula giderlerken tekrar karşılaştıklarında, önce geriye doğru bakıp büyüklerinin yokluğunu fırsat bilip el ele okula doğru çocukça dünyalarında renk ayrımı yapmadan gökkuşağı resimleri çizmenin hayaliyle adım atıyorlar.
Şimdi taraf olmanın zamanı.
Ya “Barış”a taraf olursunuz ya da savaşın karanlığında kendinizle beraber herkesi boğarsınız.
Şimdi adım atmanın zamanı,
Ya çamurlu bir yolda bata çıka çıkarsınız ya da papatyalarla dolu laleleri içine almış kır çiçeğiyle sarmalanmış bir yayla yolunda hayata yol alırsınız.
Anneler bile adım atmışken içlerindeki kini atmaya siz savaş çığırtkanları ne oluyorsunuz ki ortamı geriyorsunuz.
Düşmeyelim bu kargaşanın gafletine. Bir ile başlayıp genele yaymayalım kirliliği.
Barışı bizden iyi kimse yaşayamaz binlerce yıllık kardeşliğimizdir buna şahit oysa savaşı görmedik biz birbirimizde. Dayamışız sırtımızı birbirimize, bir bütün olmuş bedenlerimiz ve şimdi ayıramazsınız bir kolu diğer bacaktan.
Gelin hep beraber çizelim gökkuşağıyla bezenmiş resimleri ayrım yapmadan boyayalım rengârenk.
UMUT DOLU ŞAFAĞA UYAN SEVGİLİ ÜLKEM.
Serdar ARIKAN
serdar.arikan@windowslive.com
|