Ana Sayfa   |   Ana Sayfam Yap   |   Sık Kullanılanlara Ekle

Haber Arama:

Anasayfa > M. Latif YILDIZ

  Tarih : 14.02.2010 Bu yaziyi 1.444 kişi okudu.   


SÜRGÜN VE AÇILIM
M. LATİF YILDIZ

SÜRGÜN VE AÇILIM

Anadolu topraklarda geçmişten günümüze her zaman “linç kültürüne” dönüşen “Sürgün” olayları hep olagelmiştir. Anadolu’da kurulan medeniyetlerden tarihi kalıntılar dışından, insan ve topluluklar adına hiç bir izin kalmamış olması bu topraklarda işlenen suç unsuru sürgün ve linç kültürünün sonucudur. Ne yazık ki Anadolu topraklarına yerleşen Osmanlı da bu kültürden nasibini aldı. Bu miras misli ile Cumhuriyet yönetimine de geçti.

Bu tezimi araştırmacı gazeteci kimliğimin yanı sıra 30 yıl fiili yaptığım tarih hocası sıfatım ve bilgilerimle ifade ediyorum.

87 yıldır gündemde olan Kürtlere karşı sürgün konusunda şartlandırılmış halkın başka cephelere, Selendi’de Romanlara çevrilmesi gündeme yeni etnik kesimleri  de katmış oldu.

Osmanlı’dan miras Ermeni ve Kürt sürgünlerini bu ülke çok yaşadı. 1925 yılında başlayan Şark Islahat Planı ile Cumhuriyet’in 87. yılını idrak ettiğimiz 2010 yılına kadar sürgünden nasiplenmemiş Kürt çok az.

OSMANLI’DA SÜRGÜN

Osmanlı’da sürgün Şer’i kanunlara göre  hukuki ve idari bir uygulamaydı. Bir bölgeden başka bir bölgeye bireyin, ailenin ya da topluca belli bir grup ya da etnik topluluğa sürgün uygulanması neredeyse vakayı adiyedendi.

Osmanlı kuruluş döneminden fethettiği yerleri Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için gönülsüz sürgün yöntemini çok sık kullanmıştı.

Kendisine alternatif beylikleri sürgüne tabii tutmuştu. Bu yüzden beylikler arası kavgaların savaşlara dönüşmesinin başlıca sebepleri Türk kökenli aşiretlerin sınır bölgelerine sürgün edilmesiydi. Bu arada fethedilen topraklardaki gayri Müslimler ise stratejik olarak daha az zarar verebilecek yerlere sürgün edilmişlerdir.

Osmanlı Anadolu, Rumeli ve Adaları bu yöntemle Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için büyük çaba harcadı. Osmanlı zorunlu sürgünde gözettiği önemli bir diğer husus da etnik ve dinsel başkaldırıları engellemek için oldukça planlı ve stratejik uygulamalar gerçekleştirdi.

Osmanlı’da Tanzimat ile başlayan aydınlanma süreciyle birlikte bireyler, aydınlar, siyasiler ve muhalifler üzerinde sürgün, hapis ve ölümler baş göstermiş.  II. Abdülhamit dönemi iktidarını korumak için sürgün zirveye çıkmış. Bu dönemde ilk kez Kürtler ve bazı azınlık etnik Müslümanlar da sürgünlerden nasiplerinmişler. Meşrutiyet ile sürgünler yön değiştirdiyse de aynı hızla devam etti.

Bilindiği gibi Osmanlı döneminde İttihat ve Terakkicilerin en büyük toplu sürgünü Ermeni topluluk üzerinde gerçekleştirilen tehcirdir. Kimine göre yüz binler, kimine göre milyonları aşkın ölümlere yol aşan bu uygulama yüzünden yeni TC Devleti dünyanın birçok ülkesinde hesap vermek durumu ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Nitekim ülkede bunun acısını hala çekiyoruz. Daha dün Hrant Dink öldürüldüğü yerde anmadık mı? Hem de piyonlar dışında gerçek katiller üç yıl geçmesine rağmen bir türlü ortaya çıkarılmamışken. Hırant’ı 19 Ocak saat 15’te öldüren nefret Ermenilerin 1915’te uğradığı haksız ve zelil bir sürgünün son halkası ve son bireyine karşı kinin sonucu değil de neydi?

CUMHURİYET DÖNEMİ

Cumhuriyet döneminde ise sürgünler tamamen belirli siyasi sebeplere bağlandı. Ve sürgünlerden 87 yıldır büyük çoğunlukla Sünni Müslüman olan Kürtler; gayri Müslim azınlıklardan ise Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Keldani, Yezidiler etkilenmişlerdir.

Cumhuriyet döneminin en büyük Kürt İsyanı olan, 1 Şubat 1925 ten 9 Mart 1925’e kadar otuz yedi gün süren isyan 29 Haziran 1925 tarihinde Şeyh Sait ve 47 arkadaşlarının Diyarbakır şehrinde asılması ile son bulmuş. Ancak Kürtler için sürgünü yeni başlıyordu. İsyanın bedelini Kürt halkı ödeyecekti ve yüz binler ile Kürt batı Anadolu’da muhtelif il, ilçe ve kasabalara aileler parçalanarak sürgün edildi.

Bu tarihten itibaren Cumhuriyet boyunca günümüze kadar Kürt coğrafyası belirli süreler ile tehlikeli ve yasak bölge ilan edilerek sayısız sürgünler ile tanıştı. En son PKK’nın 1984 yılında başlattığı son isyan ile 26 yıl içinde 4 bin köy ve mezra boşaltılarak 3 milyona yakın Kürt Trakya, Ege, Marmara, Akdeniz bölgeleri; İstanbul, İzmir, Antalya, Manisa, Mersin, Adana gibi büyük şehirlerin varışlarına sürgün edildi. Yakın tarihimizde yaşanan, geri dönmesinler diye evleri, ağıl ve ahırları içindeki hayvanları ile bağ ve bahçeleri yakılarak sürgün edildiler. Ermeni tehcirinden sonra en büyük ve yıkıcı sürgün bu olmuştur.

AÇILIM VE SÜRGÜN

AKP hükümeti milliyetçi akımların gazını almak için açılımın yalnız Kürtlere yönelik olmadığını ifade etti, hatta Başbakan “ Bu ülkede etnik unsurlar içinde en büyük soruna sahip kitle Romanlardır” dedi ve Romanlar (Çingeneler) içinde açılım dedi. Dedi ama kekse demez olsaydı dedirtecek gelişmeler oldu ve bu söylem bombanın fitilini ateşledi.  

Geçtiğimiz 2009 yılının son günlerinde İzmir ve Çanakkale ile baş gösteren, Edirne ve Erzincan’da şaha kalkan “ırkçı-şoven-militarist” refleks Selendi ilçesinde Kürt kimliği yerine Romanlar kimliğine yönelerek yeni bir ivme kazandı.

Türkiye’de laik, ulusalcı, ülkücü ya da dinci fark etmez. Barındırdıkları dürtüleri ile tarihin geçmişinde Şark Islahat Planları ile gerçekleştirdikleri sahne ve görüntüleri aynen tatbik etmekten beis görmüyorlar.

Selendi de on yıllarca birlikte yaşadığı komşusunun, yan mahalledeki hemşerisinin evini, arabasını ateşe veren, taş, sopa, bıçak ve ateşli silahlar ile öldürerek şiddet uygulayarak bir etnisiteden başka bir ırkı tanımadığını ve kabul etmediğini ortaya koydular.

İzmir’de DTP üyelerine, Çanakkale’de Kürt düğününe, Sakarya’da mevsimlik Kürt işçisine saldırılırken hükümet ses çıkarmayınca Manisa’daki Romanlar da payını alıyordu.

ROMEN SÜRGÜNÜ

Batıda Kürtlere çay yok diyenler, Selendi’de Çingene’ye “sigara içemezsin” deyince başlayan olaylara ırkçı bir tutum aldı. Ancak şoven tutuma hükümetin kaymakamı, valisi, içişleri bakanı açılım sürecinde baş gösteren ayrımcılığa çare bulmak için saldırganlara ders vereceklerine Roman vatandaşlar Gördes’e sürgüne tabii tutan öneri ve teklifleri dayattılar.

Selendi’de 35 yıldır yaşayan Romanlara artık size burada yaşamak yasak dedirten zihniyet, 26 yıldır 3 milyon Kürde sürgünü uygulayan zihniyetle aynıydı. Selendi de çoğunluk grubu olan kalabalık Hükümet konağı önünde “Selendi bizimdir, bizim kalacak” diye elleri sopalı, taşlı, bıçaklı, silahlı Romanlara saldırırken Vali ve Kaymakam ne mi yapıyorlardı?

Onlar Romen vatandaşa “ İsteğimizle gitmek istiyoruz” yazılı kâğıtları imzalatmak ile meşguldüler. Ne yazık ki bu tutuma hükümet, idari makam ve tabii medyamızda son derece memnundu. Peki, Başbakan’ın o açıklaması ve samimiyet nerede kaldı. Kürtler için de açılım gibi sıcak sözler söylenmişti, gelinen nokta belli. Türkiye’nin bu en önemli sorunu canlılığını korurken önce Ağca, sonra EMASYA, Meclis kavgası ve GATA’ da Başbakan’ın eşinin türban sorunu ve Meclis kavgası gibi bir takım geçici olaylar gündeme taşıyarak unutturdular. Sanki bir ay önce Selendi’de böyle bir sürgün yaşanmamış, sanki her şey sütliman oldu. 

Çünkü suçlu yine azınlık etnik guruptu. Çünkü Romanlar Selendililere küfretmişlerdi. Eh küfrettiklerine göre sürgünü de hak etmişlerdi her hal.

Kâğıt üstündeki kanuna göre Romanlar Türk vatandaşı olmasına vatandaş ta, geçin onu. Cumhuriyet tarihi 87 yılda ne toplulukları sürgüne göndermiş, baldırı çıplak üç beş Roman’ı mı sürgüne gönderemeyecek.

Egemen güçlerin zihniyeti belli kesimlere söz geçirme yöntemi hep bastırmak, susturmak, sindirmek ile gerçekleştirmiş. Yetmezse sürgüne göndermek ile işi kökünden çözdüğünü sanıyorlar. Ne yazık ki bin yıldır hep yanılmışlar.

Egemenler ne yapsın yani? Roman avına çıkan Sünni yerleşik halka mı arka çıksın yoksa Çingene’ye mi? Devlete göre “halk” ve “vatandaş” olsa olsa yerleşik Selendi halkıdır. Göçebe hayatına alışık Romenler 35 yıl gibi uzun bir süre bu belde de yaşamış olsalar bile onlar göçebedir, Romandır, Çingenedir ve de tabii haksızdırlar. Göçebe Romanların hadlerini bildirmek varken yerleşik Selendi halkına dokunmak olacak şey mi?

SONUÇ

Devlet her zaman çözümün en iyisini bulur. 1925 yılında başlayan ve hala devam eden Kürtlere sürgün; İstanbul’un göbeği İstiklal Caddesi, Beyoğlu semtinde 6-7 Eylül olayları ile azınlıklara; Maraş, Çorum, Sivas Madımak’ta Alevilere geçmişte ne yapmışlarsa bugün de Romanlara karşı Selendi ilçesinde gerçeklerini uygulamaları size niye tuhaf geliyor ki? Hem üzerinden bir ay geçtikten sonra unutuldu gitti bile. Romenler sürgün edildi bu iş bitti.

Açılım ile başlayan umutlar belli kesimlerin kışkırtması ile faşist kitle ruhu ve kör öfke yurt sathına yayılmışlığı bile görmek istemeyen popülist medya ve siyaset dünyası bu tutumunda ısrarcı. Neredeyse her şehirde bir mahalle ve köşe başında sinmiş linç çetelerini; kendi adaletini kendisi uygulayan ilkel durumu görmeyenler bu tutumları yüzünden ilerde telafisi mümkün olmayan gelişmeler olmadan gereken önlemleri almalıdırlar.

Farklı kültürleri, etnik yapıları içselleştirmeden, linç kültürü bu topraklar üzerinde var oldukça açılım maçılım hak getire. Bu tür yaklaşımlar açılımın da, barışında dili olamaz. AKP de siyaset yapanlar ve hükümet bu tehlikeli gidişi görerek önlem almalıdır. Gerçek bir açılım, samimi bir barış, güven veren bir kardeşlik ve birlik bunu gerektirmektedir.

BERİYA WELAT

Ka Feridun, ka Direfs, taca Keyan li ku ye!
Ka Gohderz u ka Rıstem, ka ew meydan lı ku ye!

Ka padişahe Elwend, ka sultan eli Deynur,
Ka Eyubi, ka Desem, kani Merwan li ku ye!

Ka mirekan li Baban, ka paşaye Rewandiz,
Ka Cizir u kar mir, ka Bedir-Xan li ku ye!

Kani mire Behdinan, kani mire Hekaran,
Ka mirekan li Zazan, mire Xerzan li ku ye!

Kani mire Hesenkef, kani mire li Sason,
Ka mirekan Mecenkurd, mire Şerwan li ku ye!

Ka Meletya, ka Xarput, ka Çermuk u Siwerek,
Kani Urfe, ka Siruç, mire Mılan li ku ye!

Ka Weranşeh, ka Derik, ka Merdin u Nisebin,
Kani Amed, ka Herzo, mire Hizan li ku ye!

Kani Stewr u ka Midyat, ka Erzen u Bışeri,
Ka aşiti u ka Hatem, ka Gurdelan li ku ye!”

CİGERXWİN

M. Latif YILDIZ
mlatifyildiz@hotmail.com

 

Yorumlar
1
İS’İRDİ
Tarih : 08.02.2010 13:05:31
Hocam biz de çok sürgün yedik. Biz, yani Araplar.

İşbirliğine yatkın olanlar dışında, tüm bilgelerimiz Anadolu’nun orasına burasına sürgün edildi.

Hasret içinde kıvrana kıvrana göçüp gittiler.

Bunlar bazı kavimlere hepten, bazı kavimlerin de önderlerine, bilgelerine sürgün uygularlar.

Bunu hâlâ çözebilmiş değilim, ama bizim bilgelerimizi sürmekle bizi buharlaştırdılar.

Not: Bizden hiç sözetmediğiniz için yazdım.

EŞREFİM
Tarih : 08.02.2010 21:55:12
Sürgün bir ağacın kökünün ve yapraklarının kendi yasam alanına dolan hava ve toprakla bağlantısının kopmasına benzer
Sürgün aniden sona eren bir sevgiye benzer
Sürgün dehşet verici bir ölüme benzer
Çünkü ölüm bilinçle yaşanmaktadır

Bitmez deme bitecek sürgün
Bitmez deme bitecek sürgün
Kor gibi yanar yanar yürekte
Kor gibi yanar yanar yürekler

Bu hasret anaya bu hasret vatana
Bu hasret kardeşe bu hasret yoldaşa

Bitmez deme...

Silayadan alınır kara haberler
Bir bir vuruluyor bizim neferler
Gurbetten alınır kara haberler
Bir bir toplanıyor kırmızı güller

Yakıyorlar inşaları zindanlarda
Kurşunluyor canları oy dağlarda
Asıyorlar o canları meydanlarda (x2)

Bitmez deme…
Bitecek zulüm
Diyarbakır, Mamak, Metris zindanlarında
Saygon zindanlarından hiç farkı yok ki

Bitmez deme…


Gazeteler yalan yalan yazıyor
Radyo televizyon zulmü övüyor
Tüm dünya halkları bilir gerçeği
Türkiye Türkiye…

Ali Asker

HEWAL
Tarih : 09.02.2010 00:49:25
Sürgün hakkında düşünmek tuhaf bir biçimde davetkâr hatta kışkırtıcı bir şeydir de, sürgünü yaşamak korkunçtur.

Sürgün, bir insan ile doğup büyüdüğü yer arasında, benlik ile benliğin gerçek yuvası arasında zorla açılmış olan onulmaz gediktir: Özündeki kederin üstesinden gelmek mümkün değildir.

Tarihin ve edebiyatın, sürgünü insanın hayatında kahramanca, romantik, şanlı ve hatta muzafferane sayfalar açan bir durum olarak betimleyen hikâyeler barındırdıkları doğrudur.

Ama bunlar hikayeden, yabancılaşmanın kötürümleştirici hüznünü alt etme çabasından ibarettir.

Sürgünde elde edilen kazanımlar sonsuza dek arkada bırakılmış bir şeyin kaybedilmesiyle sürekli olarak baltalanır. (Edward Said/Kış Ruhu)

1
Sizin Yorumunuz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz

YORUM YAZARKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR


1- Girdiğiniz yorumlar şahsi beğenimize değil, Siirt Gündemi kurallarına ve site formatına uygun olup olmadıklarına göre değerlendirilirler.


2- Kafanıza takılan noktalarda alâkasız bir habere veya köşe yazısına yorum yazmaktansa iletişim butonunu kullanabilirsiniz. Yorumunuz sitemiz kriterlerine uyarsa makale olarak yayınlanacaktır.


3- Bir yazara “aslansın, kaplansın” türünde yorum yazmak hoş değil. Bu yüzden bu tür yorumlar yayınlanmayacaktır.


4- Siirt Gündemi’nin kabul edilmiş uygunluk kriterlerini gözetmeyen, kişisel hakaret içeren veya T.C. Ceza Hukuku hükümlerince suç teşkil eden herhangi bir beyanatta bulunmak gibi yorumlar durumun vahametine göre parmağımızı “delete” tuşuna götürecektir.


5- Toplumsal barışa ve demokrasi kültürüne katkısı olmayan, aksine barış ve kardeşlik kültürünü sabote eden yorumlar yayınlanmayacaktır.


6- Fala inanmayız ve fal baktırmayız. Bu yüzden “Üç vakte kadar öleceksin!” türünde yorumlar yayınlanmayacaktır.


7- Siirt Gündemi bir message board, forum, ilan panosu, tahta veya chat odası değildir.


8- Bu kadar kural, prensip, ahlâki değerler içinde, aslında her şeyin temelinin özende ve anlayışta yattığını belirtir, saygılar sunarız.

 

SON HABERLER
55 KİŞİLİK İŞE 451 KİŞ...
SİİRT İMKB YİBO’YA İST...
ŞENTÜRK’TEN BAŞARILI S...
TÜM SOYKIRIMCI FAŞ...
BAYANLAR KAN VERİP KAR...
GENÇLERBİRLİĞİ-KUR...
KADINLARIN ÖNÜNDEKİ EN...
SİİRT BANDIRMA’YI ELİN...
İHD: TRAJEDİLER SONA E...
İHH’DEN FİLİSTİN’E DES...

GÜNÜN SÖZÜ
VARSIN EVDE BİR YUDUM SU OLMASIN, BAŞUCUMDA BİRİ BANA ‘SU YOK’ DESİN DE…
(K. K.)

GÜNÜN AFORİZMASI

SANA ÜZÜLME DEMİYORUM, ÇÜNKÜ KÖTÜ DE OLSALAR TÜM DUYGULARINI SONUNA KADAR YAŞAMALISIN
(GÖNDERİ: BARON)

GÜNÜN KARİKATÜRÜ  (HANZALA)

GÜNÜN FOTOĞRAFI (FOTO: ŞAKİR ÖZMAZI)

GÜNÜN YORUMU

METALAŞAN KADIN VE 8 MART  

Em ser navê xalkê Mezopotamya roja Jinên Kedkarên Cîhane 8. Adarê 2010’an ji serîda jinên cîhanera pîroz dikin.

Her ciqas bebûneyî ew rojebe ji debî rola jinê ya girîng civaka meda neyi bîrkirin û fikri nav vekhevîda jîyankirinê verê candin.

Jinên kû ser esasi jibona aşiti canê xwe fedakirine jî em bîrtînên û soza xwedîderketina doza wana didin.

JİYAN
www.siirtgundemi.com/_ya_z_522.htm

 

SON YORUMLAR

JİYAN
Em ser navê xalkê Mezopotamya roja Jinên Kedkarên Cîhane 8. Adarê 2010’an ji serîda ji...
www.siirtgundemi.com/_ya_z_522.htm

ZAFER ZAFER
Evet Yılmaz doğru söylüyorsun. Garisanlar Zaho’da bulunan Sindi aşiretinin liderleri olan...
www.siirtgundemi.com/_h_b_r_1360.htm

AHMET KILIÇ
Allah Analı-Babalı büyütsün; Allah hayırlı, salih evlat kılsın...
www.siirtgundemi.com/_h_b_r_1493.htm

GÜNÜN FIKRASI

ASLANOĞLU

Soyadı kanununun çıkarıldığı yıllar.

Siverekli, işbirlikçi, komprador uşağı bir ağa da bir soyadı alacaktır. Tabi o dönem herkes ailesi, kökeni, mesleği gibi unsurlarla anılır.

Bizim komprador uşağı ağa da soyadını Aslanoğlu yaptırır. Soyadını tescilledikten sonra bizim iş birlikçi dışarıda, tarlada gördüğü herkese soyadını söyletirmiş.

Komprador uşağı ağa: Soyadım ne benim?

Marabalar: Aslanoğlu! (Şak şak şak… Alkış kıyamet.)

Yine bir gün tarlada çalışan bir köylü kardeşimizi görür ağa ve yine aynı istek.

Soyadım ne benim?

Köylü kardeş unutmuştur. Önce biraz kem küm eder. Durur biraz düşünür ve döner ağaya: Valla ağam bi tene heyvanın oğliydi ama hangi heyvan olduğunu hatırlayamadım!

Tüm fıkraları okumak için:
www.siirtgundemi.com/_h_b_r_1123.htm

KÖŞE YAZARLARI
KONUK / EVİN ÇİÇEK
İzzettin İÇİN
Özgür GÜL
Duygu SUCUKA
Nurullah SEYİDOĞLU

DERSİMİZ TÜRKÇE

Boş vaktinizde tıklayın. Sadece boş vaktinizde...

www.siirtgundemi.com/_h_b_r_1249.htm

EN ÇOK OKUNAN HABERLER
EMEĞE SAYGI VE VEFA BO...
ADALET VE KANKINMA PAR...
SİİRT LİSESİ
METİN AĞABEY’E SİYONİS...
2009’UN PANORAMASI
ÖMER EREN HAKKIN RAHME...
NİLHAN ARAS YAZDI: Sİİ...
FIKRALAR
PORLAND PERDE PİLAV TE...
GÖÇ SİİRT’İ TIKADI

Bu sitede yayımlanan her türlü yazı, fotoğraf, karikatür ve illüstrasyon türü malzemelerin hakları saklı değildir. Hiçbir izin alınmadan kullanılabilir. Siirt Gündemi'nin kaynak olarak gösterilmesi sadece kullanan kişinin etik değer ölçüsünü gösterir. Örneğin; Biz bu sözü hukukçu ağabeyimiz Adnan Ekinci'nin dergisinden yürüttük. İşte bizim etik değer ölçümüz.
SİİRT GÜNDEMİ
 
 C.R.N. BASIN YAYIN LTD. ŞTİ.  İLETİŞİM: dereke56@gmail.com
RSS

 

Bu sitede Mplus Haber Portalı yazılımları kullanılmaktadır.