YILDIZ’IMIZ SÖNÜYOR KARANLIĞIMIZDA
Zifiri bir karanlık hâkimken gökyüzüne boş bir araziye düştü ışıltısı Yıldız’ın…
Gece paktır aslında, aydınlıktır, karanlık kaplar sadece ve karanlığı azda olsa yıldızların ışıltısı aydınlatır ve yol gösterir yolculara, hayatın kimsesiz yolcularına.
Bir erkeklikti, namusun paklanmasıydı Yıldız’ın kanlar içinde, burnu ve kulağı kesilerek toprağa atılışı. Adı konmamış bir suç işlemişti erkeklerin dünyasında ve aslında tek suçu kadın olmaktı o topraklarda.
Adı yoktu kadının o iklimlerde, sadece kır çiçekleriydi onlar.
Bazen bir manolyaydı kadınlar, bazen bir papatya.
Suçsuzluklarını anlatamayacakları derecede suçluydular aslında.
Tek sığınağı olarak görmüştü Yıldız ve sığınmıştı Devlet’ine. Ama sığındığı devlet tarafından teslim edildi Azrailline.
Ve bir erkeklik abidesi kocası temizlemişti namusunu Yıldız’ın kanıyla, şimdi başı dik yürüyecekti sokaklarda, ellerini bir cami avlusunda yıkayarak ve herhangi bir vaktinde kılarak namazını affını istemişti. Artık bir engel yoktu paklığına. Şimdi daha erkek, daha namusluydu. Hemcinslerinden dayak yiyen, horlanan adam delikanlılığını göstermiş, gücünün imgesini oluşturmuş ve aslında ne kadar erkek olduğunu elleri, kolları bağlı, üç kişi tarafından sıkıca tutulmuş eşinin, kadınının burnunu, kulağını keserek göstermişti. Bir aile kirliliğinin kurbanı olarak en masum yüreği seçmişti ve toprak o yüreğin kanıyla kirlenmişti en zifiri gecede. Yıldızlar şahitti Yıldız’ın masumluğuna ve yine yıldızlar şahit olmuştu vahşice hırpalanmasına…
Şimdi töre zırhıyla ve namus üçgeniyle teslim olacak katil, korkak yürekli koca… Bilecek ki yasalarda ondan yanadır ve bilecek ki Devlet aşırı tahrik unsuru bulacak onun caniliğine.
Alnı böyle kirli çizgilerle belirgindir Ülkemin.
Şöyle bir hafızamızı kurcalayalım ve hatırlayalım Güldünya’ları…
Tek suçu sevdiği erkekle bir yuva kurmak olan, abisi töreyi uygulamamak için intihar eden Evrim’leri…
Daha çocuk yaşta ve on ikisini yeni tamamlamış olmasına rağmen önce tecavüze uğrayan ardından da kendi pisliklerinin kurbanı olarak görüp burnunu kestikleri Rojda’ları…
Unutulmaması gereken olaylar anlatmakla yazılmakla bitmez. Sadece basına yansıyan olaylardan ve mağdurlardan bahsediyoruz, polise yansımamış ama ceza olarak ahırlara hapsedilmiş nice kızlarımız var, körpecik bedenler kirletiliyor gecenin en zifiri anında yıldızların şahitliğinde ve şimdi onların karanlığını yıldızlar bile aydınlatamıyor, yıldızlar bile utanıyor bu şahitliğe…
Yapılması gerekenler var, söylenmesi gerekenler var. Her şeyin başı eğitim ama şimdi biz bu gencecik bedenlerin eğitimini bile onlara ömür biçenlere bağlamışız ne hazin bir durum.
Devlet sosyalliğini uygulamakta eksik.
Devlet sahiplenmekte ürkek…
Devlet eğitimde yarım.
Devlet suçluya sahip çıkmakta tam bir baba şefkatliğinde.
Cinayettir orda Töre,
Sevmektir orda Töre
Eğitimdir orda Töre
Kaderdir orda Töre…
Gencecik kızlar kılıfı töre cehaletliğine kurban ediliyorlar, aklın ve bilginin sözde insanlara egemen olduğu bir anda. Hataları yapanların ellerinde can veriyor papatyalar ve bir gece karanlığında toprak kan kokuyor, yıldızlar ışıltılarından mahrum, bir şeyler anlatıyor.
Şimdi gündeme oturdu diye düşünülecek törenin kurbanları, konusunda uzmanlarımız konuşacaklar ama sığınma evlerinde kalanların bundan sonraki adımları titrek olacak ve yalnız hareket edecekler gecenin günü teslim aldığı anlarda.
Karanlıkları azda olsa aydınlatan yıldızlarımız var ama kaybetmek adına sırtımızı dönmüşüz Yıldızı’ımıza. Yıldız’ımız can çekişiyor kendi karanlığında, duyarsızlığımız şimdi yalnızlığa mahkûm etti bizi.
KÖRPECİK KIZLARIMIZIN KARANLIKLARI AYDINLATACAĞI GÜNLERE…
serdar.arikan@windowslive.com |